Showing posts with label comment. Show all posts
Showing posts with label comment. Show all posts

Wednesday, February 20, 2013

Okumuyoruz ve "inanıyoruz"

Okumuyoruz ve inanıyoruz


"Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab'dan olmadığı halde Kitab'dan sanasınız diye (okudukları) Kitap'tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, "Bu, Allah katındandır" derler. Halbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler."
Al-i İmran Suresi, Ayet ﴾78﴿, sayfa 60

Birçok kitabı okuyorsunuz. (Türkiye'deyiz :( okumuyorsunuz) Doğuştan Müslüman olamazsınız. Bilmediğiniz bir kitabı, duymadığınız bir şarkıyı, görmediğiniz bir resmi veya filmi eleştiremezsiniz. Başkasından duyduklarınızla hareket etmek sadece

İntihal'dir. (TDK: Aşırma),[ bir kişinin eserinde başka kişilerin ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanmasıdır tr.wikipedia.org/wiki/İntihal ]

Daha kötüsü siz bilmediğiniz bir konuda yorum yapmaktasınız.

Kitap okuyun.

Kitap okuyun.

Kitap okuyun.

http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#3:78

Tuesday, February 19, 2013

Neden Fotoğraf?


Neden Fotoğraf?


1. 2 martı resmi çektin mi kesin fotoğrafçı olmuşsundur.
2. Fotoğrafçılık spor salonlarından ucuz olduğu ve kahve içmeye müsait ortamlar yarattığı için kızlarla/erkeklerle konuşmak kolayır.
Üstelik konuşlacak konuda bellidir.
3. İyi bir fotoğrafçı makinesi otomatik de olsa enstantane, pozlama gibi birkaç terimle karşısındakini profesyonel olduğunu ikna etmeye çalışabilir.
4. Günmüzde terimlere ulaşmak fotoğraf çekmek ten daha kolay http://fotograf.terimleri.com/
5. Mümkün olduğunca şehir içi dolaşan kurslar (İstanbul'da) tercih edilir ki, olay fotoğraf çekmekten başka boyuta çabuk geçsin. Ondan sonra ver elini göl çekimleri, dağ, bayır, tarihi eserler kim tutar seni....

Ekleyen daha ekleyebilir. En son bir tanesi eski makinesini bir kıza hediye temek bahanesiyle kahve içmeye çağırıyordu.


Yukarıdaki yazılar gerçek fotoğraf sanatçılarını ve gerçekten fotoğrafa gönül verenleri kapsamamaktadır.

Onları Nerden mi anlarsınız?

Onlar fotoğraf çekmeye gittiğinde makinelerinde (erkekse) kızların fotoları yoktur.
Kızsa, kendi fotoğraflarını çektirmeye çalışmazlar.

Makinelerini kimsenin gözüne sokmaz, canı gibi korurlar.

Çektikleri fotoğraflardan sevgililerinde söz ettiklerinden daha fazla söz ederler.

Hayatları fotoğraf çekmeye bağlıymış gibi davranırlar.

Kızların fotoğraflarına yorum yapıp, kahve içmeye davet etmezler.

:)

Tuesday, February 5, 2013

Büyü, Sihir

Büyü, Sihir



Büyü ve sihir hakkında sık sık konuşuyoruz. Bazıları konuşmakla da kalmıyor:


Sure: Bakara Ayet:102 Sayfa 16

"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan'laşmış insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi."

Özellikle sihir derken, büyü derken bu kısmı unutmamak lazım:

"Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı."

* * * *

Geçenlerde bir nette bir yazıda Müslümanların en büyük probleminin "Babadan Müslüman olmak" olduğunu okudum. (Nette olduğu için yerini hatırlamıyorum. Kaynak verseydim iyi olurdu. Ama konuda önemli gördüğüm cümle zaten buydu.)
Doğduğumuzda Müslüman olarak doğduğumuz için her yaptığımızı "din içinde" zannediyoruz.
Bu, bir de Türklerin en kötü huyuyla birleşince daha da kötü oluyor. "Okumamak". "Oku" diye başlayan bir dine inanıp, o dinin kitabını bile bir okuyandan dinleyelim durumundayız.
Yanlış biliyoruz bir çok şeyi ve okumuyoruz.

Lütfen kitap okuyun.

http://kuran.diyanet.gov.tr/

Thursday, January 24, 2013

Dilimdeki kalbim


























Dilimdeki kalbim

Sevgi bir başka kanat çırpar melodilerle...
Hayatımızın her anında bir melodi dilimize dolanır.
üstü kapalı duygular dökülür dudaklarımızdan
üzüntüler vardır o tınıların içinde
şiirler canlanır notalarla
hepimiz gıpta ederiz o tınıyı oluşturabilene
tını kuş olur
midemden yukarı kalbime uçar
kalbim dile gelir
melodi olur
dökülür dudaklarımdan

Friday, January 11, 2013

Doktora Tezi nasıl yazılır? the rabbit and the lion


by Minnie Olaru
"‎Aykut Arikan Hocam artık çekirge ve üstad değil tavşan ve aslan olarak anılıyoruz :)

Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor.
Oradan geçen bir Tilki:
- Hey Tavşan, ne yazıyorsun?
- Doktora tezimi yazıyorum.
- Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında?
- Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında.
- Yok canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi?
- Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim.
Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk birşeyler yazmaya devam eder.
Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür.
- Hey Tavşan, ne yazıyorsun?
- Doktora tezimi.
- Ne hakkında?
- Tavşanların Kurtları yemesi hakkında.
- Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır?
- Gel istersen göstereyim...
Yine beraberce yuvaya girerler. Tavşan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.
Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz ? Manzara şudur:
Bir köşede Tilkinin kemikleri... Bir köşede Kurdun kemikleri...
Diğer köşede ise TAVŞANIN DOKTORA DANIŞMANI ASLAN, kürdanla dişlerini temizliyor!
ANA FİKİR VE SONUÇ:
Doktora tezi yapmak için, tezin ne olduğunun önemi yoktur. Konunun da önemi yoktur.
Önemli olan, tez danışmanıdır ...."



"the rabbit and the lion
had a rabbit in front of a typewriter, put things a tuk tuk team writes.
A Fox passing by:
- Hey Rabbit, what are you writing?
- PhD thesis I am writing.
- Oh yeah, very nice, about what?
- how rabbits eat foxes about.
- No, my dear, Such a thing happens, no places to Fox Rabbits?
- Yeah, my dear, if you want to come, let me prove it to you.
Together they engage in the slot rabbit . A little later comes the Rabbit and also typewriter to the beginning of a stand-alone, plug-tuk goes on to write something.
then passing a wolf, rabbit sees.
- Hey Rabbit, what are you writing?
- PhD thesis.
- About what?
- Wolves eat rabbits on the .
- You do not think publishing, who believes it?
- Come on, show ... If you want to
enter the slot together again. Bunny pops out after a bit of a stand-alone.
Did you have a curious rabbit nest? Nature is the following:
in one corner, a corner of the fox wolf bones, bones ... ...
in the other corner of her supervisor LION RABBIT, toothpick teeth cleaning!
MAIN IDEA AND CONCLUSION: The
PhD thesis to the thesis that it does not matter what. thread or does not matter.
Importantly, thesis adviser .... "

Thursday, October 18, 2012

kadinlar sokagi

kadinlar sokagi


http://kadinlarsokagi.com/

Diğer sitelerden ilk bakışta bir fark görmedim.

Bir arkadaş tavsiyesi...

bir süre gözlem altında tutacağım.

Wednesday, May 9, 2012

Elektrikli Fluence satışa sunuldu! : Hürriyet Oto Haberler

Elektrikli Fluence satışa sunuldu! : Hürriyet Oto Haberler:

'via Blog this'



Menzil

Standart Yeni Avrupa Sürüş Döngüsü üzerinden ölçülen menzil Fluence Z.E. için 185 km.dir. Yumuşak kullanım, ani ve sportif sürüş tarzından kaçınmak, araç şarjdayken ısıtma ya da soğutma programlarını kullanarak iç iklimlendirmenin sağlanması gibi tedbirler bir depo ile maksimum menzil için son derece önem taşıyan önlemler. Elektrik motorlu aracın menzili günlük şehir içi kullanımı için yeterlidir....




Yorum:


İstanbul için menzili çok az ve şarj süresi çok uzun.

Uyanıklar için mükemmel bir araç;
Neden mi?
Elektrik hırsızlığı yapanların arabalarını neyle şarj edeceğini zannediyorsunuz?

Elektrikli arabalar çoğaldıkça elektrik kaçaklarına ödeyeceğimiz para da artacak.

Çözüm:


Aktif denetim.

Elektrik kaçaklarını önleyemezlerse onların bindiği arabaların paralarını biz ödeyeceğiz.

Bunu unutmayın!


Sunday, January 29, 2012

Alev'in Penceresi - Sabah

Alev'in Penceresi - Sabah:

Evlilik

Gökçe Bahadır ve Ali Sunal boşanması ardından

'via Blog this'

"Flört ederken "aşkım" "her şeyim" dediği sevgilisini, aynı evin içine girdikten sonra, iktidar savaşındaki rakibi gibi görmeye başlıyor herkes. Kadın da erkek de "yönetim bende olsun" derdine giriyor. İllâ kendi dediğini yaptırmaya ve karşısındakini kendine benzetmeye çalışıyor. "

Friday, December 9, 2011

Womist 2011 ve aklıma gelenler

 Womist



Bu akşam gittiğim Womist Konserinden sonra İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, Kültür ve Sosyal İşler Dairesinin yaptığı bu güzel etkinlikleri ne kadar az duyurabildiğine üzüldüm. Neden bu kadr güzel etkinlikler yapan bir kurum, bu etkinlikleri duyuramaz? Basılı olarak var, nette de var. Ama insanlara daha fazlası lazım. Burnumuzun dibinde hiç para vermeden veya çok az miktarlar ödeyerek gidebileceğimiz o kadar çok etkinlik var ki.
Sonrada kafelere bakıyoruz. Bir sürü genç, konuşacak konu bulamıyorlar. Konu bulamayınca ilişkiler erken eskiyor. Erken bitiyor. Nerdeyse her ilçede bir kültür merkezi var. Her kültür merkezinde de sinema, söyleşi, konser var. Çoğu ücretsiz. Ücretli olanların rakamları kahve paranızdan daha ucuz. Gidin arkadaşlar.
Tiyatroya gidin.
Sinemaya gidin.
Konsere gidin.
Söyleşiye gidin.
Sevgilinizle gidin. Bir etkinliğe gittiğinizde ilişkinize bir değer katacaksınız. Kendinize bir değer katacaksınız. 3-5 taneden sonra kültürlü insan olmaya başlayacaksınız. Kötü yanı, siz de etkinliğe giden insanlarla arkadaş, sevgili olmak isteyeceksiniz. Yalancılarla değil. Evet, nette her profilde tiyatro seviliyor. tiyatrolar boş. Kitap okunuyor. Her halde bir kitap alınıyor, sonra da kulaktan kulağa oynanıyor ki satış rakamları bu kadar düşük. Bir kaç popüler isim haricindeki konserler boş. Bu akşam salonun yarısı boştu. Womist'le gelen müzisyenlere bir bakın. o salonun en az 2 gün önceden bileti tükenmeliydi.
Tekrar Kültür ve Sosyal işler Daire Başkanlığına dönersek, bu kadar iyi işler yaparken, neden kendinizi anlatmıyorsunuz. Neden getirdğiniz kişileri anlatmıyorsunuz.
İstanbul'da bir kaç yerde gördüğüm "Ekranları" (Bilgi Ekranı, televizyonu, nasıl isimlendirirseniz...) Neden işlek yerlere koyup etkinlikleri tanıtmazsınız.
Örneğin,
Bağdat Caddesi, Boyner'in önündeki ışıklarda bir ekran olduğunu düşünün, Ekran'a netten görüntü gelse, Belediyenin yaptıklarının reklamı yapılabilir, Kültür Etkinlikleri duyurulabilir.
Örneğin Ekranda Caddebostan Kültür Merkezinde "Cam" 12 Ocak'ta
diye bir yazı olsa, oyundan 30 saniye -1 dakika arası görüntü verilse, belki de daha uzun.
ardından Yayla Sanat merkezinde "Bavul" 15 ocak'ta dense, biraz da bu oyundan görüntü verilse,
bunların arasında belki bir araba reklamı verilir.
Belki bir inşaat firması reklamı verilir. böylelikle bu TV'lerin giderleri çıkarılabilir. Hatta kara geçilebilir.
Bu etkinlikleri kimin düzenlediği, kimin organize ettiği, kimin desteklediği belirtilir.
insanlar izler.
Bir diğer yer
Trafik sıkışıklıkları neden reklam amacıyla değerlendirilmesin,
bir araç mecidiyeköy trafiğinde 15 metre ilerleyene kadar bir panoyu rahatlıkla 15 dakika ile yarım saat arasında izleyebilir. Peki bu pano, televizyon olsa, dev bir ekran olsa,
Tıkanıklık saatinde, daha pahallıya reklamları gösterse, ol açıkken daha ucuz reklamları göster,
Arada şehirdeki kültür etkinliklerini gösterse.
Kısa süreli düşüncelerden bu şekilde bulanık fikirler çıkıyor.
Belki birisi okur. Bu bulanık düşüncelerden uygun bir kar payı çıkarır.
Hem kendine kar sağlar.
Hem belediye etkinliklerini daha iyi duyurur.
Hem insanlar kültürle buluşur.
Hem de Salonlar konser olsun, tiyatro olsun, söyleşi olsun, sinema olsun BOŞ KALMAZLAR.

VE ARKADAŞLAR,
Yalan söylemekten vazgeçin.
Kız arkadaşınıza yalan söylemeyin.
Erkek arkadaşınıza yalan söylemeyin.

Kültür Etkinliklerinin bir çoğu bir bardak kahveden ucuz.
Çoğu ücretsiz.
İstanbul'da Sanatla etkileşime geçememek kendinize söylediğiniz yalan.
Sığ olmak sizin suçunuz.
Sığ insanlarla birlikte olmak sizin suçunuz.

Tembelsiniz. Aramazsınız.
Sadece 2 link veriyorum.
Utanırsanız gerisine siz bakarsınız.
( http://www.ibb.gov.tr/sites/kultur/kulturel_mekanlar/Pages/KartalBulentEcevitKulturMerkezi.aspx
http://www.ibb.gov.tr/sites/kultur/Pages/AnaSayfa.aspx )

http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Anasayfa.aspx




Tuesday, November 29, 2011

sonuçta hayaller, Yerli otomobil

Yerli oto

TV izlerken aklıma gelip de geçemeyenler, sonuçta hayaller
Volkan Işık’ın Volki Car’ı neden Türkiye’nin otomobili olmasın. Otomobil concept olarak çok iyi bir dizayna sahip tam bir şehir otomobili olabilir. Çok ufak değişikliklerle 4 kapılısı da üretilebilir. İlk akla gelen küçük otomobillerden Ford Fiesta veya en ünlülerinden biri olan Mini gibi sportif bir şehir otomobili Türkiye’nin ilk üreteceği otomobil olabilir. Böyle ufak bir araba 1200 cc’lik ufak bir benzinli motorla piyasaya çıkabilir. 1600 dizel motor üzerine uygulanabilir. Bu Konsept otomobili yapan Volkan Işık, elbette ki yarış deneyimlerini kullanarak Türkiye’ye ait, %100 yerli bir motor da dizayn edilmesine büyük katkılar da bulunabilir. Bu tip başlangıçlar devlet eliyle, belki de Volkan Işık hiç aklından bile geçmiyor olabilir, başlatılabilir. Eminim ki Volkan Işık çok ufak bir bütçeyle yılda 2000 ila 5000 arası otomobil üretebilir ve ilk etaplarda İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük şehirlerde servis hizmeti vererek satış yapabilir. Kısa bir sürede bu satışların katlanarak artacağına eminim.
Böyle zamanlarda önemli olan fikirleri geliştirmek, zaman zaman, gerekirse devlet eliyle bu kişileri teşvik etmek gerekliliğidir. Hiç aklında olmayanları bile bu işe katmak, ilerleme için önemli bir meziyet olur.
İnşallah diyerek bitirmek istiyorum.

 http://www.volkicar.com/
















VOLKICAR Teknik Özellikler
Motor
1251 cc, sıralı 4 silindirli, benzinli, DOHC, hava soğutmalı,
4 karbüratörlü, 115 HP
Şanzıman
5 ileri vitesli (sıralı tip, manuel), elektrikli geri vites
Aktarma
%100 kilitli diferansiyel, arkadan çekiş
Ağırlık
530 kg
Ağırlık/Güç oranı
4.6 kg/HP
Boyutlar (u/g/y)
302/160/135 cm
Dingil mesafesi
1915 mm
İz genişliği
1600 mm
Şasi:
Orijinal tasarım, tubular
Süspansiyon
Orijinal tasarım, önde çift salıncaklı bağımsız, arkada rijid aks,
ayarlanabilir amortisörler
Frenler
Önde disk, arkada kampana
Gövde (iç/dış)
Orijinal tasarım, kompozit plastik
Lastik (Lassa)
Orijinal tasarım,205/60 13
Jant (CMS)
Orijinal tasarım,13 inç x 6 inç


"FIA (Uluslararası Otomobil Federasyonu) kurallarına uygun olarak hazırlanan VOLKICAR’ın şasisi tubular yapıya sahip. 42 mm ve 32 mm çelik çekme borudan imal edilen güvenlik kafesi, sürücünün güvenliğini en üst düzeyde tutuyor. Alt gövde ve üst gövdesi kompozit plastikten üretilen VOLKICAR’da küçük yapısına karşın yüksek performansı nedeniyle 115 HP gücündeki Yamaha motosiklet motorunun tercih edildiğini söyleyen Volkan Işık, yılda 60 adet VOLKICAR üretmeyi hedefliyor." (from arabamcom)



Göstermelik bir arama değilse bir araba yapma ideali, kesinlikle Volkan Işık'ın arabası seri üretim çin düşünülmeli. 

Yerli araba kavramaını iyi anlamalıyız. Tamamen Türkiye'de yapılacak, satışının tüm geliri Türkiye'de kalacak bir otomobil olmalı. 

Gerçekten merak ediyorum. 1200 cc'lik bir motoru Türkiye'de hiç kimse yapmayı beceremiyor mu?
Seri olarak üretmeyi becerebilecek teknolojimiz gerçekten mi yok?

Saturday, August 6, 2011

Kadına Şiddete HAYIR, Kadınlara "Kendini Savunma Dersleri" verilmeli

Kadına Şiddete HAYIR, Kadınlara"Kendini Savunma Dersleri" verilmeli


Başlık olarak ne yazacağım konusunda bir türlü karar veremedim. Konu "Kadınlara uygulanan şiddet". Kadına uygulanan şiddeti ceza vererek veya ayaklara takılacak elektronik kelepçelerle engellencemeyeceğini düşünen toplumda sadece ben değilimdir. Neler yapılabileceği konusunda birçok fikriniz olduğuna eminim. "Kadınlar bir şekilde korunmalı." Aslında bu cümleye karşıyım ben. Kadınlar, kendilerini korumalı. Kadın sığınma evlerinin artırılacağı çok iyi bir haber. Ama burada ne gibi bir uygulama yapılıyor meçhul. bilmiyoruz. Merak etmiyoruz. İlk başta garip gelecek bir fikrim var. Düşündükçe, sağda solda uygulanışını gördükçe insan inanıyor. Kadın sığınma evlerine katılan her kadına zorunlu olarak "Kendini Savunma Dersleri"  verilmeli. Bu derslerde Aikido  öğretilebilir.
Geçenlerde Aikido öğreten bir hocadan, tacize uğrayan bir kızın hikayesini dinledim. Kız ilk geldiğinde dersteki erkeklerden bile çekiniyormuş. Ama yılmamış. derslere devam etmiş. aikido'da iyi bir duruma gelmiş. Daha önce saldıran erkek tekrar aynı saldırganlığı devam ettirdiğinde adamı etkisiz hale getirmiş. (Dövmemiş. Sadece Etkisiz hale getirmiş. Çevredekilerin şaşkın bakışları arasında Polisi aramış ve çevredekilerin şahitliğiyle saldırganı Polise teslim etmiş.) Hocaya çok dövmek istedim, ama kendimi onun gibi olmamak için tuttum demiş. Bunu başaran kız 1.55 -1.60 arasında ince yapılı bir kızmış.
Bunu öğrendikten sonra sizinle paylaşmadan duramadım. Lütfen yazdıklarımı paylaşın. Kadınlar korunmamalı, Kadınlar kendilerini korumalılar. Devlet zaten kanunla koruyor. Ama her eve hırsız girmesin diye Polis koyamayacağı gibi her kadının başına da bir polis konulamaz.
Daha ileri giderek "Kadınların kendisini Savunmasının" bir Devlet Politikası haline getirilmesini istiyorum. Bu çok zor  bir uygulama değil. İlkokul 5'ten sonra veya ilkokul 5. sınıftan başlayarak okullarda zorunlu olarak kızlara kendini savunma dersleri verilmeli. Her kız ilkokulu bitirdiğinde kendine savuna bilecek, savunma bilgisine sahip olmalı.
Bir adım daha ileriye gidersek,
Her Türk erkeği ilkokuldan başlayarak Dans veya Folklor dersi almalı. Ama bu çocukta hiç yetnek yok denmemeli. Hepsi, ayrım yapılmaksızın bu dersi almalı. Umarım ki bu dersler sonunda müzikle bir süre içiçe olan bir insanın içindeki bazı duygular daha evcilleşecektir. Karşısındakine uyum göstermenin zevkini bu derslerde öğrenecektir.
Bu fikirlerimin toplum yapısını bozmadan, kültürel yapıya zarar vermeden, zengin veya fakir herkesin sahip olabileceği, büyük bütçeler gerektirmeyen uygulamalar olduğunu düşünüyorum. Zaman aleyhimize işliyor. Her gün yeni bir haber. Yeni bir yıkılış öğreniyoruz.
Zaman kaybetmeksizin cezalar dışında da bazı uygulamalar düşünmek zorundayız.
Bu düşünceleri isteyen kendi fikri gibi söylesin. Önemli değil. Önemli olan zaman içinde kadın nufusunun kendini koruyabilecek duruma gelmesi.
Barış ve Huzur içinde bir toplum hepimizin hakkı.

-  - - - - -

Biliyorum ki uyarıları boşveriyorsunuz. Sizin başınıza gelmez. Kızınızın başına gelmez. Ama olay çok farklı. Sadece bizim ülkemizde geçerli değil bu konu.

Enough (2002) - IMDb 

Bu filmlerden sadece biri. Peki film özünde kadına ne tavsiye ediyor? 

KENDİNİ KORUMASINI ÖĞREN.


http://www.imdb.com/title/tt0278435/


http://en.wikipedia.org/wiki/Enough_(film)

Siz bir kadınsınız. Sizin başınıza gelmedi. Ya kızınız güvende mi? Yolda, trafikte güvende misiniz?
Toplumun gittikçe duyarsızlaştığı bir zamanda sokak ortasında bir hırsızın darp'ına uğrasanız, size kim yardım edecek?
Ben hayatım da savunma dersi almadım. Ama eşimin, çocuğumun kesinlikle savunma dersi almasını isterim. Teşfik ederim.
Bunu trafiğe çıkmadan önce ehliyet kursuna gitmek gibi düşünün.
Evde korkuyla kızınızı beklemek, eşinizi beklemek gerçekten zor.

Eşiniz nasıl birisi çıkacak? Çok severek aldığınız kişinin annesi babasından dayak yediyse, sizin ne kadar şansınız var?


Üstelik ülkemizde sağlık personeliyseniz acilen bir kursa kayıt olun.

Eğitim için çok geç. Şu anda eğitilmeye başlasa yeni nesil ancak 30 yıl sonra dayaksız bir ortama kavuşabilir.
Tabi ki yine de eğitime başlanmalı. Ama önlem de alınmalı.
Siz önlem alın.

- - - - - - -

Sizin başınıza gelmez değil mi!!!

Onlar kendileri mi istedi?

http://haber.mynet.com/unlu-oyuncu-esini-dovdu-623210-yasam/

http://www.haberturk.com/gundem/haber/815501-babasini-gitmek-isteyen-esini-dovdu

http://www.posta.com.tr/3Sayfa/HaberDetay/Oglunun-onunde-esini-dovdu.htm?ArticleID=151287

http://www.haber7.com/foto-galeri/19306-kizinin-gozu-onunde-eski-esini-dovdu/p3#gallery

http://gundem.milliyet.com.tr/kocasindan-kacip-sigindigi-kadin-evinde-dayak-yedi/gundem/gundemdetay/25.12.2012/1646691/default.htm

"SAMSUN’da geçen Temmuz ayında eşiyle tartışıp kadın sığınma evine yerleşen 55 yaşındaki Ş.G., gece su içmek istediği için kadın güvenlik görevlisi tarafından dövüldüğünü ileri sürerek şikayetçi oldu."
http://magazin.milliyet.com.tr/unlu-sunucu-kocasindan-hem-dayak-yedi-hem-savundu/magazin/magazindetay/01.04.2011/1371855/default.htm

http://www.haberturk.com/yasam/haber/753838-seni-top-yapacagim-kavgasi
"Dizi Oyuncusu Aslı Nimet Altaylar, tartıştığı erkek sürücüden dayak yiyince soluğu mahkemede aldı..."
http://www.haber365.com/Video/Unlu_Oyuncunun_Dayak_Itirafi/

"Mesut Yar'ın sunduğu Burada Laf Çok'a konuk olan güzel oyuncu Serra Tokdemir'den dayak itirafı geldi."


http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/22544375.asp

"İşte Ceren Hindistan'ın Avukatı Levent Turgut Karakoç'un açıklaması:
Müvekkilim olan Ünlü oyuncu Ceren Hindistan futbolcu futbolcu erkek arkadaşı Özer Hurmacı'dan fiziksel şiddet gördüğü gerekçesiyle yollarını ayırdı.Geçtiğimiz yıl başlayan ünlü çiftin ilişkisi Özer Hurmacı'nın fiziksel şiddet uygulaması üzerine bitti. Sağlık kuruluşlarından rapor alan Hindistan, Hurmacı hakkında suç duyurusunda bulunarak olaydan şikayetçi oldu. Bunun üzerine hukuksal süreç başladı."


 - - - - - - 

Sağlık Personeli dayak yedi


"Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan bir doktor, hasta yakını tarafından tekme tokat dövüldü."
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2013/01/31/doktora-dayak-kamerada


- - - - - - - -

Polonyalı Kadınlara ordudan yakın dövüş kursları


polonyali-kadinlara-ordudan-yakin-dovus-kurslari
Source: Sputnik.tr

Polonya Savunma Bakanlığı kadınlar için ülke çapında, silahsız yakın dövüş kursları başlatıyor. Kurslar 19 Kasım-3 Haziran tarihleir arasında 30 askeri tesiste yapılacak. Eğitimi ordu personeli verecek.

Daha fazla: https://tr.sputniknews.com/avrupa

Böyle bir kursun Polonya'daki amacı farklı olabilir. Ama bu kursa Polonya'da katılacak kadınlar da sonuçta her türlü şiddetten kendilerini koruyabilecekleri bir donanıma sahip olacaklar.

Türkiye'de de bu iş çok ciddiye alınmalı. Acilen öncelikle tehdit altındaki kadınlar daha sonra da 14 veya 15 yaşından başlayarak 25 yaşına kadar olan kadınlara zorunlu, diğerlerine isteğe bağlı bu kurslar verilmeli. Ve mutlaka bu kurslar Ortaokuldan başlayarak her kadına verilmeli. bu şekilde kendine daha çok güvenen kadınlar yetişecektir.
Kadın öncelikle kendini koruyabilmeli. Yukarıda da belirttiğim gibi, devletin her kadını koruması mümkün değil. Ama her kadına yakın dövüş kursu vermesi mümkün. Belki bazılarının gözünde karete, judo veya başka sporlar canlandı. Ama teknik olarak verilecek yakın dövüş kursları bu şekilde değildir.
Devletimiz bu konuya acilen eğilmelidir.

Kadına Şiddete HAYIR, Kadınlara "Kendini Savunma Dersleri" verilmeli

Kadına Şiddete HAYIR, Kadınlara"Kendini Savunma Dersleri" verilmeli


Başlık olarak ne yazacağım konusunda bir türlü karar veremedim. Konu "Kadınlara uygulanan şiddet". Kadına uygulanan şiddeti ceza vererek veya ayaklara takılacak elektronik kelepçelerle engellencemeyeceğini düşünen toplumda sadece ben değilimdir. Neler yapılabileceği konusunda birçok fikriniz olduğuna eminim. "Kadınlar bir şekilde korunmalı." Aslında bu cümleye karşıyım ben. Kadınlar, kendilerini korumalı. Kadın sığınma evlerinin artırılacağı çok iyi bir haber. Ama burada ne gibi bir uygulama yapılıyor meçhul. bilmiyoruz. Merak etmiyoruz. İlk başta garip gelecek bir fikrim var. Düşündükçe, sağda solda uygulanışını gördükçe insan inanıyor. Kadın sığınma evlerine katılan her kadına zorunlu olarak "Kendini Savunma Dersleri"  verilmeli. Bu derslerde Aikido  öğretilebilir.
Geçenlerde Aikido öğreten bir hocadan, tacize uğrayan bir kızın hikayesini dinledim. Kız ilk geldiğinde dersteki erkeklerden bile çekiniyormuş. Ama yılmamış. derslere devam etmiş. aikido'da iyi bir duruma gelmiş. Daha önce saldıran erkek tekrar aynı saldırganlığı devam ettirdiğinde adamı etkisiz hale getirmiş. (Dövmemiş. Sadece Etkisiz hale getirmiş. Çevredekilerin şaşkın bakışları arasında Polisi aramış ve çevredekilerin şahitliğiyle saldırganı Polise teslim etmiş.) Hocaya çok dövmek istedim, ama kendimi onun gibi olmamak için tuttum demiş. Bunu başaran kız 1.55 -1.60 arasında ince yapılı bir kızmış.
Bunu öğrendikten sonra sizinle paylaşmadan duramadım. Lütfen yazdıklarımı paylaşın. Kadınlar korunmamalı, Kadınlar kendilerini korumalılar. Devlet zaten kanunla koruyor. Ama her eve hırsız girmesin diye Polis koyamayacağı gibi her kadının başına da bir polis konulamaz.
Daha ileri giderek "Kadınların kendisini Savunmasının" bir Devlet Politikası haline getirilmesini istiyorum. Bu çok zor  bir uygulama değil. İlkokul 5'ten sonra veya ilkokul 5. sınıftan başlayarak okullarda zorunlu olarak kızlara kendini savunma dersleri verilmeli. Her kız ilkokulu bitirdiğinde kendine savuna bilecek, savunma bilgisine sahip olmalı.
Bir adım daha ileriye gidersek,
Her Türk erkeği ilkokuldan başlayarak Dans veya Folklor dersi almalı. Ama bu çocukta hiç yetnek yok denmemeli. Hepsi, ayrım yapılmaksızın bu dersi almalı. Umarım ki bu dersler sonunda müzikle bir süre içiçe olan bir insanın içindeki bazı duygular daha evcilleşecektir. Karşısındakine uyum göstermenin zevkini bu derslerde öğrenecektir.
Bu fikirlerimin toplum yapısını bozmadan, kültürel yapıya zarar vermeden, zengin veya fakir herkesin sahip olabileceği, büyük bütçeler gerektirmeyen uygulamalar olduğunu düşünüyorum. Zaman aleyhimize işliyor. Her gün yeni bir haber. Yeni bir yıkılış öğreniyoruz.
Zaman kaybetmeksizin cezalar dışında da bazı uygulamalar düşünmek zorundayız.
Bu düşünceleri isteyen kendi fikri gibi söylesin. Önemli değil. Önemli olan zaman içinde kadın nufusunun kendini koruyabilecek duruma gelmesi.
Barış ve Huzur içinde bir toplum hepimizin hakkı.

-  - - - - -

Biliyorum ki uyarıları boşveriyorsunuz. Sizin başınıza gelmez. Kızınızın başına gelmez. Ama olay çok farklı. Sadece bizim ülkemizde geçerli değil bu konu.

Enough (2002) - IMDb 

Bu filmlerden sadece biri. Peki film özünde kadına ne tavsiye ediyor? 

KENDİNİ KORUMASINI ÖĞREN.


http://www.imdb.com/title/tt0278435/


http://en.wikipedia.org/wiki/Enough_(film)

Siz bir kadınsınız. Sizin başınıza gelmedi. Ya kızınız güvende mi? Yolda, trafikte güvende misiniz?
Toplumun gittikçe duyarsızlaştığı bir zamanda sokak ortasında bir hırsızın darp'ına uğrasanız, size kim yardım edecek?
Ben hayatım da savunma dersi almadım. Ama eşimin, çocuğumun kesinlikle savunma dersi almasını isterim. Teşfik ederim.
Bunu trafiğe çıkmadan önce ehliyet kursuna gitmek gibi düşünün.
Evde korkuyla kızınızı beklemek, eşinizi beklemek gerçekten zor.

Eşiniz nasıl birisi çıkacak? Çok severek aldığınız kişinin annesi babasından dayak yediyse, sizin ne kadar şansınız var?


Üstelik ülkemizde sağlık personeliyseniz acilen bir kursa kayıt olun.

Eğitim için çok geç. Şu anda eğitilmeye başlasa yeni nesil ancak 30 yıl sonra dayaksız bir ortama kavuşabilir.
Tabi ki yine de eğitime başlanmalı. Ama önlem de alınmalı.
Siz önlem alın.

- - - - - - -

Sizin başınıza gelmez değil mi!!!

Onlar kendileri mi istedi?

http://haber.mynet.com/unlu-oyuncu-esini-dovdu-623210-yasam/

http://www.haberturk.com/gundem/haber/815501-babasini-gitmek-isteyen-esini-dovdu

http://www.posta.com.tr/3Sayfa/HaberDetay/Oglunun-onunde-esini-dovdu.htm?ArticleID=151287

http://www.haber7.com/foto-galeri/19306-kizinin-gozu-onunde-eski-esini-dovdu/p3#gallery

http://gundem.milliyet.com.tr/kocasindan-kacip-sigindigi-kadin-evinde-dayak-yedi/gundem/gundemdetay/25.12.2012/1646691/default.htm

"SAMSUN’da geçen Temmuz ayında eşiyle tartışıp kadın sığınma evine yerleşen 55 yaşındaki Ş.G., gece su içmek istediği için kadın güvenlik görevlisi tarafından dövüldüğünü ileri sürerek şikayetçi oldu."
http://magazin.milliyet.com.tr/unlu-sunucu-kocasindan-hem-dayak-yedi-hem-savundu/magazin/magazindetay/01.04.2011/1371855/default.htm

http://www.haberturk.com/yasam/haber/753838-seni-top-yapacagim-kavgasi
"Dizi Oyuncusu Aslı Nimet Altaylar, tartıştığı erkek sürücüden dayak yiyince soluğu mahkemede aldı..."
http://www.haber365.com/Video/Unlu_Oyuncunun_Dayak_Itirafi/

"Mesut Yar'ın sunduğu Burada Laf Çok'a konuk olan güzel oyuncu Serra Tokdemir'den dayak itirafı geldi."


http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/22544375.asp

"İşte Ceren Hindistan'ın Avukatı Levent Turgut Karakoç'un açıklaması:
Müvekkilim olan Ünlü oyuncu Ceren Hindistan futbolcu futbolcu erkek arkadaşı Özer Hurmacı'dan fiziksel şiddet gördüğü gerekçesiyle yollarını ayırdı.Geçtiğimiz yıl başlayan ünlü çiftin ilişkisi Özer Hurmacı'nın fiziksel şiddet uygulaması üzerine bitti. Sağlık kuruluşlarından rapor alan Hindistan, Hurmacı hakkında suç duyurusunda bulunarak olaydan şikayetçi oldu. Bunun üzerine hukuksal süreç başladı."


 - - - - - - 

Sağlık Personeli dayak yedi


"Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan bir doktor, hasta yakını tarafından tekme tokat dövüldü."
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2013/01/31/doktora-dayak-kamerada


- - - - - - - -

Polonyalı Kadınlara ordudan yakın dövüş kursları


polonyali-kadinlara-ordudan-yakin-dovus-kurslari
Source: Sputnik.tr

Polonya Savunma Bakanlığı kadınlar için ülke çapında, silahsız yakın dövüş kursları başlatıyor. Kurslar 19 Kasım-3 Haziran tarihleir arasında 30 askeri tesiste yapılacak. Eğitimi ordu personeli verecek.

Daha fazla: https://tr.sputniknews.com/avrupa

Böyle bir kursun Polonya'daki amacı farklı olabilir. Ama bu kursa Polonya'da katılacak kadınlar da sonuçta her türlü şiddetten kendilerini koruyabilecekleri bir donanıma sahip olacaklar.

Türkiye'de de bu iş çok ciddiye alınmalı. Acilen öncelikle tehdit altındaki kadınlar daha sonra da 14 veya 15 yaşından başlayarak 25 yaşına kadar olan kadınlara zorunlu, diğerlerine isteğe bağlı bu kurslar verilmeli. Ve mutlaka bu kurslar Ortaokuldan başlayarak her kadına verilmeli. bu şekilde kendine daha çok güvenen kadınlar yetişecektir.
Kadın öncelikle kendini koruyabilmeli. Yukarıda da belirttiğim gibi, devletin her kadını koruması mümkün değil. Ama her kadına yakın dövüş kursu vermesi mümkün. Belki bazılarının gözünde karete, judo veya başka sporlar canlandı. Ama teknik olarak verilecek yakın dövüş kursları bu şekilde değildir.
Devletimiz bu konuya acilen eğilmelidir.



Kaçıracakları kız karateci çıkınca!


Evine giderken iki eşkıyanın saldırısına uğrayan üniversiteli karateci kız, zanlılardan Oktay K.’yi dövdü, diğer zanlı Cem K. ise otomobile saklanarak kurtulabildi. Yakalanan iki zanlı tutuklandı

Denizli'nin Pamukkale ilçesinde, üniversite öğrencisi iki kızı yarım saat arayla farklı adreslerde kaçırmaya çalışan iki kişi yakalanarak tutuklandı. Magandaların kaçırmaya çalıştığı kızlardan biri karateci çıkınca iki şehir eşkıyası kaçarak kurtulabildi. Olay, 14 Mayıs tarihinde Çamlaraltı Mahallesi'nde meydana geldi.

İkinci girişim
Edinilen bilgilere göre, üniversite öğrencisi G.T., sınavları nedeniyle saat 04.00 sularına kadar arkadaşlarıyla ders çalıştı. Dersi biten genç kız, daha sonra eve giderken, yolda iki kişinin saldırısına uğradı. Üniversite öğrencisi kız, karateci olduğu için şahıslardan 24 yaşındaki Oktay K.'yi dövdü, diğer saldırgan Cem K. (24), otomobile saklanarak kurtuldu. Saldırganların elinden kurtulmayı başaran genç kız, durumu hemen polis ekiplerine bildirdi. İlk olayın ardından aynı şüpheliler, yine arkadaşlarıyla ders çalıştıktan sonra eve dönmekte olan S.Ş.'ye saldırdı. Saldırıya uğrayan genç kız bağırınca, yardımına çevrede bulunan vatandaşlar koştu. Kızı saldırganların elinden kurtaran vatandaşlar, bir süre zanlıları kovaladı.

Source: http://www.ahaber.com.tr/yasam/2017/05/21/kaciracaklari-kiz-karateci-cikinca

Yorum: Kendini savuna bilen bir kız tehlikelere daha kolay karşı koyar.
Lütfen saldırılar önlenmeli demeyin. İçinde bulunduğumuz duruma nasıl uyum sağlarız? Önemli olan bu. Saldırıları önleyemiyorsak, caydırıcı olmalıyız.

Friday, March 11, 2011

leyla ile mecnun (2011)

leyla ile mecnun (2011)

Su sıralar gülümseyerek izlediğim. istemeden de olsa bir sonraki bölümünü beklediğim düzeyli bir romantik komedi. 2. bölümde nerdeyse vazgeçmek üzereydim. Bulunan cümle ve bulunuşunun anlatılması güzeldi. "Ben bu oyunu bozarım". eminim kendi aralarında çok gülmüşlerdir. Birçok kişinin de diziyi izledikten sonra bu cümleyi hayatın içinde kullandığına eminim. Yine de ilk bölümde yakalan tempoyu yavaşlatmıştı. 3. bölümde tempo yeniden hız kazandı.
Ana karakter olmasalarda
Bakkalın yaptıkları,
yedek futbolcunun durumu,
mecnu nun annesinin kız araması,
babasının taksi maceraları,
işsiz dost,
ve en önemlisi mahallenin hırsızı ayrı ayrı kendi hikayelerini taşıyorlar.

bakkalın hikayesi bu sıralar yavaşladı gibi görünsede, yazarlardan bizi şaşırtacak yenilikler bekliyoruz.
şu ana kadar fark etmişsinizdir ki, ana karakterlerden çok yan karakterlerden bahsediyorum. aslında bir diziyi izlenebilir yapan da bu değil midir?
ne kadar ilerleyebilirler bilemiyorum. fark edildikçe ve düzeylerini bozmadıkları sürece izlenme oranlarının artacağını düşünüyorum.
Tek sorun TV izleyicisi çok yavaş ilerleyen dizileri izlemeye alışmış. Beyaz ın komik olsun diye yaptığı "Yaprak dökümü" özeti aslında dizilerin durumunu açıklıyor.
Bu durum "Leyla ile Mecnun" gibi dizilerin açıkça düşmanı. Bir önceki bölümü anımsayamayan izleyici zamanla diziden kopuyor. diziden geriye kalan "reklam sloganı" sözler oluyor.

TRT son zamanlarda yeniden iyi ve kaliteli diziler sunmaya başladı.





Tuesday, March 1, 2011

Nasıl bir #Medya istiyoruz? #kadın #handesoral #kelebek

Nasıl bir Medya istiyoruz?

Basit mantıkla yola çıkıp, az sözle anlatmak istiyorum.
Gazetelerin kağıt halindeki hallerinin yaptıklarını biraz olsun anlamaya çalışabilirim. Ama Net üzerinde yaptıklarına anlam vermek çok zor. Doğal soru, ne yapıyorlar? Gazetelerde yayım aşamasında, yönetim kadrosunda, yazar olarak ve bir çok farklı pozisyonda kadınlar çalışıyor. Biliyoruz ki, kadın resmi olmadan gazete satmaz anlayışını benimsemiş insanlar var. Net te yayınladığınız gazetelere neden bunu yapıyorsunuz. Yapıyorsunuz sayfanın neden en üst kısmında bunu yapıyorsunuz. Burada çalışanlar neden buna itiraz etmiyorlar. haberlerimizle var olalım. İlle bu resimleri koyacaksak, galeriler yapalım. Bakmak isteyen doyasıya baksın. Haber okumak isteyeni de engellemeyelim. Bunu söyleyen erkeklerden çıkmadığı gibi sanırım kadınlardan da çıkmıyor. bir tavır alıp, kadının bir satış aracı olarak kullanılmasını engellemek istemiyorlar sanırım. Yazar olanların köşelerinde bunu açıklama fırsatları var. Neden sadece haber okuyamadığımızı açıklama fırsatları var. Kedilerini okuyoruz, bebeklerini okuyoruz. Net teki gazetelerde neden kadın resimleri ön planda, bir de bunun yorumunu okuyalım. Nerde taraf olduklarını ve neyi boykot edebileceklerini görelim.
Gazetelerde resimlere tabi ki karşı değilim. İçeriğe yönelik resimlerin fazlalaşması taraftarıyım. Hatta TV'de yayınlansın denilen bir çok tartışmanın net ortamında arşivlenmesi de güzel olur. ama insan vücudu bir satış malzemesi olarak, en azından gazete için kullanılmamalı.

Ön sayfa güzellerine HAYIR! Haberimi istiyorum.



Not: yorum yapan olursa yazının altına eklerim.


Hürriyet Gazetesi internet sitesine yazdığım:

(Monday, November, 24,2014)
Merhaba,
Lütfen gazetenizin internet sitesindeki açık erkek ve kadın resimlerine biraz daha dikkat edin. İnternet te her şeyi yapmak kolay. Bu resimleri +18 ibaresi koyabilir. Ve resmi görmek isteyenleri farklı bir sayfaya yönlendirebilirsiniz. Hatta o sayfaya da +18 uyarı koyabilirisiniz. Çocukları gazete okumaya yönlendirirken, onları onaylamayacağımız görüntülere maruz bırakmamalıyız. Gazete olarak bu sorumluluğu taşıyacağınıza inanıyorum.

Teşekkürler.


Cevap:

(November, 25, 2014, 10:20 AM)
Değerli Okurumuz,
İlettiğiniz her türlü görüş ve önerilerinizin bizler için çok değerli olmasının bilinciyle bu fırsatı bize sunmanızdan ötürü duyduğumuz memnuniyeti belirtmek isteriz.
Talebiniz kayıt altına alınarak ilgili birimlere yönlendirilmiştir.
Hürriyet Gazetesi’ne göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür ederiz.
Saygılarımızla
Soru, görüş ve önerileriniz için her gün 09.00-22.00 saatleri arasında hizmet veren 0850 266 04 44 numaralı Hürriyet Okur İletişim Hattı’mızı arayarak ya da ( okuriletisim@hurriyet.com.tr ) adresine e-posta göndererek bizlerle iletişime geçebilirsiniz.


Nasıl bir Medya istiyoruz?

Bir kadın olarak, bir insan olarak haklı değil mi? Bir plajda veya her hangi bir yerde çekilecek bir resminizin izinsiz olarak gazeteye koyulmasının önüne kim geçecek? Hangi etik değerler uygulanıyor?
Gazetecilik etiği yok mu?


2016/03/25/ Hürriyet Kelebek gazetesine buyuk tepki






















Digitürk Blogspot’u neden şikayet etti?


Digitürk Blogspot’u neden şikayet etti?
TÜM KAMUOYUNUN BİLDİĞİ ÜZERE, DIGITURK TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONUN YAPTIĞI İHALE NETİCESİNDE 321 MİLYON DOLAR ÖDEYEREK SÜPER TOTO SÜPER LİGİ MAÇ YAYIN HAKLARINI ALMIŞTIR.
YAYIN HAKLARI DIGITURK’E VE LIG TV’YE AİT OLAN MAÇLAR BAZI İNTERNET SİTELERİ TARAFINDAN

Saturday, February 19, 2011

What I Want in My New Google

What I Want in My New Google

"I sent my first e-mail message in 1995, to a member of my development team. That was the only person I knew who had an e-mail address in those days. I also did my first web search around that time. I think I used Lycos for this. I entered some keywords into a text box, separated by Boolean operators, and received a list of web pages that I could click on that referenced these words.

Sixteen years has passed. I receive about 400 e-mails a day now from people all over the world. E-mail has become part of my life and has changed the way I communicate and the way I work. I don’t know anyone anywhere who doesn’t have an e-mail address. When I went to Sikkim, India, last year, a Buddhist monk in a remote Himalayan monastery even gave me his e-mail address. The web has also evolved in a similar fashion—it seems to be everywhere and connects everyone, for everything. Internet technologies are now toppling dictatorships in the Middle East..."

"Editor’s note: Vivek Wadhwa is an entrepreneur turned academic. He is a Visiting Scholar at UC-Berkeley, Senior Research Associate at Harvard Law School, Director of Research at the Center for Entrepreneurship and Research Commercialization at Duke University, and Distinguished Visiting Scholar at The Halle Institute for Global Learning at Emory University. You can follow him on Twitter at @wadhwa and find his research at www.wadhwa.com."

Friday, February 4, 2011

“ Yorumlar Sergisi 5 ” Dora Maar & Picasso 9 – 18 Şubat 2011- Deniz Müzesi Sanat Galerisi

Yorumlar Sergisi 5 


Wednesday, February 9 at 7:30pm - February 18 at 10:30pm

LocationDeniz Müzesi Sanat Galerisi, Beşiktaş

Created By

More Info
“ Yorumlar Sergisi 5 ” Dora Maar & Picasso
9 – 18 Şubat 2011- Deniz Müzesi Sanat Galerisi

Çekirdek Sanat Atölyesi geleneksel sergileri kapsamında düzenlemiş olduğu Leonardo Da Vinci`nin başyapıtlarından Mona Lisa ile başlayan ve Nuri İyem`in bir kadın portresi ile süren ve daha sonra Modernist dönemin tipik sanatçısı Van Gogh`un otoportreleri ile devam eden “Yorumlar Sergisi” Picasso’nun “Dora Maar” portreleri ile devam ediyor.

Dora Maar 1936 yılı başında Paris’te sürrealistlerin uğrak mekanı Les Deux Magots kahvesinde ellerini kanatıyordu tahta masanın altında. Bir İspanyol, bu kadını fark etti ve kadına yaklaşıp eldivenlerini istedi. O eldivenler yıllarca o İspanyol’un vitrinini, Maar’da Picasso’nun hayatını süsledi. Dora, Guernica’nın, Ağlayan Kadınlar dizisinin ve sayısız birçok başyapıtının esin kaynağı oldu.

18 Şubat tarihine kadar devam edecek olan sergide İzmir, İstanbul, Hatay, Ankara gibi farklı illerden toplam 33 sanatçının Dora Maar yorumları yer alıyor.

Ahmet Hıdır , Ahmet Murat Karayılan, Ahmet Şevki Akagün, Ateş Gülcügil, Aylin Yıldırım, Aynur Ekmekçi, Ayşe Çamalan, Ayşe Çektin, Ayşe Kumbasar, Ayşe Oraloğlu, Ayten Timuroğlu , Aynur Pehlivanlı, , Bilgen Özerdem, Canan Çakır, Emel Albayrak, Gülden Edremit, Göksel Attila, Hülya Topaktaş, K. Muzaffer Gençer, Melissa Mey, Mine Barışık, Mukadder Cankoçak, Natali Çelikoğulları, Nebahat Karyağdı, Nelly Güler, Neşe Tekin, Öznur Kocaman, Pınar Göksu, Rabia Çalışkan, Sevilay Çağlar, Seda Ungün, Sinem Öney Arslanhan, Tuncay Takmaz, Ulviye Ayber, Ümmühan Tunçtürk, Yasemin Öztemiz, Zekiye Karayılan, Zeynep Sakız İpek,

Wednesday, February 2, 2011

izmirizmir.net : İsmet Tunç - ANTROPOLOGLARIN KADERİ

izmirizmir.net : İsmet Tunç - ANTROPOLOGLARIN KADERİ:
"Antropolojiyi gerek bütünsel algılayalım, gerekse de sosyal antropoloji, fiziki antropoloji ve paleoantropoloji olmak üzere temelde üç alt disipline ayıralım (sayısız alt disiplin saymak mümkün), bu toplumun gelişmesi için olmazsa olmazlardan kabul etmek zamanı gelmiştir. Türkiye’deki kültürel çeşitliliğin lise eğitimiyle birlikte verilmeye başlanması, var olan sorunların çok önceden fark edilip ortadan kaldırılmasına olanak verecektir.

----------------------------------------------------------------------------

Bir avuç antropolog 14-15 Mayıs tarihinde Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin mütevazı bir salonunda “1. Antropoloji Öğrencileri Kongresi”ni gerçekleştirdi."

Wednesday, January 19, 2011

Elektrikli Arabalar (2011)

Elektrikli Arabalar (2011)
Başlık oyuncak arabaları anımsatıyor. Sanırım bu tür arabaların alıcılarıda bir süre bu izlenim de kalacaklar. ilk canımı sıkan duyduğum hız konusu oldu. Aslında hız sınırlarının max 120 oldugu ülkemizde hızlı gitmek neyimize.
ben başka bir konuya değinmek istiyorum. bu arabalarda nerde şarj olacak.( ! ) bu zannettiğiniz kadar basit bir soru değil. Ve şark kurnazlarının sırıttığını görebiliyorum. Her televizyonda bu haber çıktığında ellerini ovuşturduklarını da görebiliyorum. Zamanın bu konuda beni haksız çıkarmasını ummaktan başka yapabileceğim bir şey yok.
Bu insanlar, evlerini kaçak elektrikle ısıtıyorlar. Kaçak elektrikle yıkanıyorlar. Kaçak elektrikle TV izliyorlar. Kaçak elektrikle aydınlatıyorlar gecelerini. Siz bu kaçak kullanıcıların hesaplarını ödüyorsunuz.
Şimdi biraz daha zengin olmalarının önü açılıyor.
Bu insanlar elekrikli arabalara sizin baktığınız gibi bakmıyolar. Bakmalarını da sağlayamazsınız.
Bu kişilerin fakir olduklarını düşünmeyin. Çevrenize dikkatle baktığınızda sizden maddi olarak zengin olduklarını göreceksiniz.
kaba bir hesapla sizin ısınma, aydınlanma gibi masraflara verdiğiniz en az 200 Tl'yi vermiyorlar.
İstanbul için düşünürsek ortalama aylık 400 TL gibi bir benzin veya dizel masrafından kurtulmuş da olacaklar.
Siz en az 400 Tl daha fakirleşeceksiniz. Çünkü onların kullandığı kaynağı mutlaka birisi ödemeli.

Biliyorum ki bu kurnaz insanlar, gayet iyi niyetli bir şekilde (!) bahçelerinde başkalarının arabalarını da şarj edecekler. Bir araba gecede kaç Tl elektrik kullanır, 30 TL diyelim. iyi niyetli komşumuz neden 10 TL ye bu işi yapmasın. Neden 10 kişinin arabasını bağlamasın. bunu kim engelleyecek ki. Sonuçta iyi niyetli komşular (belki hırsız bahanesiyle) birbirlerinin arabalarını koruyacaklar.

Benzin istasyonları araba şarj hesabı yaparken bir daha düşünsünler. Bekledikleri geliri elde edebilirler mi?

Üniversitelere yakın oturanlar bilir (veya bilmez), arabası olan öğrenciler potansiyel park parası veren kişilerdir mahalleli için. Bu park parası arabanın evin önüne park edilmesi karşılığında verilir.
Şimdi bir daha düşünün. Türkiye'de kaç ev elektrik parası veriyor.
Kaç ev elektrik parası vermiyor.

Kendimce gördüklerimde ayrım yapıyorum. Bunların kaçak elektrik kullanmaları hakları. elimden gelse zaten ben öderim paralarını diye düşündüğüm insanlar gördüm. Siz de bunları görüyorsunuzdur. Bu insanların çoğu otobüste yanınızda oturuyor. Ayakkabıları eski ama temiz, üstlerindeki giysileri eski ama temiz. siz onların ihtiyacı olduğunu görmüyorsunuz. Onlar gerçekten ihtiyacı olanlar.
Ya diğerleri?

benim yanımdan her elektrikli araba geçtiğinde doğa kurtuluyor diye sevineceğim.
dışarıdan daha az petrol alacağız diye sevineceğim.
bu araba kaçak mı şarj oluyor diye üzüleceğim.
bu arabanın elektrik parasını ben mi ödeyeceğim diye üzüleceğim.
kaçak olanlar neden yakalanmıyor diye üzüleceğim.

Bunlar ilk aklıma gelenler. Mutlaka kurnaz iyi niyetli insanlarımız bize birçok yol göstereceklerdir.


Elektrikli araba ile ilgili haberler: