Since she was a little girl, Sook-hee was raised to be a deadly assassin. She gladly accepts the chance to start a new life when South Korea's Intelligence Agency recruits her as a sleeper agent, with the promise of complete freedom after ten years of service. But soon after taking on her new identity as Chae Yeon-soo, a 27-year-old theatre actress, she begins to realize that for someone who has lived as a killer her entire life, normal is no easy task. When two men from her past suddenly appear in her new life, it unlocks dark secrets that should've stayed hidden, and the fallout is swift and explosive. Rating: NR Genre: Action & Adventure, Art House & International, Drama Directed By: Jeong Byeong-gil, Jung Byoung-gil Written By: Jeong Byeong-gil, Byeong-sik Jung, Jung Byoung-gil, Jung Yeon-Sik In Theaters: Aug 25, 2017 Limited On Disc/Streaming: Nov 21, 2017 Box Office: $27,442 Runtime: 124 minutes Studio: Next Entertainment World"
Frenetic, kinetic action meets satisfyingly soapy drama. See it before everyone tries to copy the best bits. Full review Helen O’Hara Empire Jung Byung-gil indulges in all the excesses of South Korean screen violence, punishing his avenging angel played by Kim Ok-vin as much as she does her foes. Full review Maggie Lee Variety It’s hard to enjoy the action when you witness its emotional cost, but once the protagonist starts slashing goons from atop motorcycles, it’s equally impossible to root for the violence to stop. Full review Teo Bugbee The NYTimes Without a clear narrative, the story recedes in the face of the movie’s stylized violence — which is, admittedly, glorious, even brazen. Full review Alan Zilberman Washington Post
A new trailer was just released for the long-awaited live-action adaptation of Arakawa Hiromu’s Fullmetal Alchemist!
The plot is one fans will be quite familiar with: Edward and Alphonse’s search for the fabled Philosopher’s Stone. Premiering on Dec. 1, MISIA’s “Kimi no Soba ni Iru yo” will be used as the film’s theme song.
"Derslerimde, bazen, izlediğim çeşitli filmlerden örnekler veriyorum. Örnek verdiğim filmler de dahil olmak üzere aşağıdaki gibi bir liste hazırladım. Tabii bazı filmleri, bilerek buraya yazmadım. Pasolini ve Lars von Trier'in izlemiş olduğum filmlerini, bu filmler baştan sona izlenmesi çok güç olduğu için listeye dahil etmedim. Listedekiler izlerken etkilendiğim filmler; kendimi kırk filmle sınırlandırmak istediğimden birçok filmi de gözardı etmek zorunda kaldım. Mesela Oliver Stone'un Katil Doğanlar'ını; B. Singer'ın Olağan Şüpheliler'ini. Bu listede biraz kendimi Amerikan ve Avrupa filmlerine sınırladım; bütünüyle değil tabii. Belki birileri de Türk sineması dahil olmak üzere bir dünya sineması listesi hazırlar. Bu da bir tercih."
Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde Doçent Dr. Çalışma alanları Herakleitos, Platon, Aristoteles, Helen-Roma Felsefesi, Yeni Platoncu Gelenek, Spinoza, Leibniz Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Kierkegaard, Heidegger, Wittgenstein, Foucault, Derrida, Badiou
Zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
Bu filmde eğlenmek için:
1) Art niyetli olmayın
2) Aşk / Komedi filmine geldiniz. Mantık aramayın.
3) Sevgilinizi iğnelemek için bir fırsat değil
4) Gülmek amacınız olsun
5) Rahatlayın
Aslında yukarıda yazdıklarımı her film için yapmalısınız. Fakat Türk filmlerinde biraz fazla eleştiri yapıyoruz.
Film ilk saniyeden itibaren başlıyor. Kaçırdığınız sahne önemsiz gibi görünsede film kurgusu çok iyi yapıldığı için filmdeki sahneler arası göndermeleri anlayamayabilirsiniz. Kızlara öğüt filmi olarak bakarsanız çok yanılırsınız. Hayatta değişim sadece kızlar için değildir.
İlişkide olması gerekeni, hayatımızda olması gerekeni Burak bir anda söyleyecek "güzel hatıralar biriktirin". bu gibi sahneleri kaçırmak istemiyorsanız filme değer verin derim. Uzun süredir izlediğim "Romantik Komedi"den sonraki en iyi Romatik/Komedi filmi olmuş. Verilmek istenen herşey abartılmadan yerli yerinde kullanılmış. Güzel öğütler. Güzel gülümseler ve bolca kahkaha var. Önemlisi film +13 bile değil. Şimdiki çizgi filmler daha aşırı. Bu da film için artı bir puan.
Metafor olarak kullanılan dövüş sahnesi güzel bir düşünce. Pelin'in Burak'ı sevdiğini anlayınca Boks eldivenlerini düşürmesi de bir matafor. eğer dikkat etmezseniz sadece 2 saniyelik bir sahne. ama anlamı büyük. Aşık olunca insanlar karşılıklı olmayı bırakır. Dövüşmeyi bırakır. Ben diye düşünmeyi bırakır.
Soruları filmden sonra hatırlıyor musunuz? İlker'in cevaplarını verenler size uyuyorsa daha çok kat edecek yolunuz var. Burak'ın cevapları sizin cevaplarınızsa işte filmin sonundaki çift sizsiniz demek ki.
Fark edeceksiniz ki, Aşk insanı gülümsetiyor. Ve aşk yüzünden sevgiliniz yanında daha çok gülüyorsunuz.
"Bir alışveriş merkezinde çalışan Pelin (Hande Doğandemir) hayatının aşkı, aynı zamanda bir playboy olarak tanınan İlker (Mithat Can Özer) tarafından evlilik hazırlığındayken aldatılır. Bir anda Pelin’in dünyası başına yıkılır. Zavallı Pelin’e yaşadığı hayal kırıklıkları ve intikam dolu serüveninde, yakışıklı bir rock davulcusu olan Burak (Şükrü Özyıldız) yol arkadaşlığı yapacak ve hayatını değiştirecektir. Pelin'e en mutsuz olduğu anda yol gösteren rock grubunda davulcu, doğa tutkunu, yakışıklı Burak'la yaşadıklarını izlerken çok etkileneceksiniz… Çünkü hayat plan yaparken yaşadıklarındır ve aşkın içinde tutku, kavga, gurur biraz da intikam vardır" from www.sinemalar.com
Mickey Rourke filmi olduğuna aldanarak peşin hükümlü olmayın. Filmin genel anlamda sakin bir yapısı var. Üst düzey bir film beklentiniz olmasın. Ama farklı beklentileriniz yoksa filmle geçirdiğiniz süreyi hak ediyor.
Filmin müziklerinden hoşlandım.
Son izlediğim filmlerde, toplumu düzeltme kaygısı görüyorum. Eskiden daha kapalı verilen öğütler, şimdi çok daha net. Ana karakterler açık bir şekilde dönüp sizinle konuşuyorlar. Ve size öğüt veriyorlar. Olması gerekeni söylüyorlar.
Aileni kolla.
Hayattan korkma.
Arkadaşını yüz üstü bırakma.
Kim olduğuna ve kime güvendiğine dikkat et.
Korkusuzca seveceğin birini bul ve aynı şekilde seni sevecek.
İzleyici yorumlarında Leonardo DiCaprio'nun oyunculuğuyla ilgili kötü şeyler yazmışlar.
Konu bu değil. Konu filmin tamamı. Film tamamen görsel bir şölen. Eğer dövüş, kavga, kıyım istiyorsanız filmin ilk saldırı sahnesinden sonra filmin son 10 dakikasını hatta 6 dakikasını izleyin. Ve ne kötü filmdi diyerek filmi unutun.
Ama filmi kitap okur gibi izlemek istiyorsanız. Filmin içine girmeniz için işte size fırsat. O sert koşulları hissetmeniz için ıssız kar boşluğu, ıssız vadiler, rüzgar ve nehir tam size göre. Biliyorum ki diğerleri, nehirin neden o kadar uzun boş boş gösterildiğini, sıkıldıklarını söyleyecekler. Hissetmiyorlarsa bu onların problemi. Bir adamın oğlunun öcünü alması değil. Film size o tarihte, o insanların yaşam koşullarını gösteriyor. Issızlıkta, tek başına...
""The Secret Life of Walter Mitty" (1939) is a short story by James Thurber. The most famous of Thurber's stories,[1] it first appeared in The New Yorker on March 18, 1939, and was first collected in his book My World and Welcome to It (Harcourt, Brace and Company, 1942).[2] It has since been reprinted in James Thurber: Writings and Drawings (The Library of America, 1996, ISBN 1-883011-22-1), and is one of the most frequently anthologized short stories in American literature.[3] The story is considered one of Thurber's "acknowledged masterpieces".[4] It was made into a 1947 movie of the same name, with Danny Kaye in the title role, though the movie is very different from the original story. It was also adapted into a 2013 film, which is again very different from the original.
The name Walter Mitty and the derivative word "Mittyesque"[5] have entered the English language, denoting an ineffectual person who spends more time in heroic daydreams than paying attention to the real world, or more seriously, one who intentionally attempts to mislead or convince others that he is something that he is not. In military circles, this usually refers to people who try to fake an impressive career.[6]" more
October 5, 2013(New York Film Festival)
December 25, 2013(United States)
Running time 114 minutes[2]Country United States
"Walter Mitty (Ben Stiller) is a negative assets manager (photographs) at Life magazine who frequently daydreams of fantastic adventures, and has a crush on his coworker Cheryl (Kristen Wiig). Photojournalist Sean O'Connell (Sean Penn), who works closely with Mitty concerning his submissions, has sent him a package containing his latest negatives and a wallet as a gift in appreciation of Walter's excellent work. Furthermore, that package contains a special photograph, negative 25, that he says in writing captures the "Quintessence" of Life and that it should be used for the cover of the magazine's final print issue as it converts to online status. Unfortunately, that specific negative is missing from the package and Mitty is forced to stall the obnoxious corporate transition manager Ted Hendricks (Adam Scott) handling the downsizing. Using the other negatives as clues, Mitty figures out that O'Connell is in Greenland and flies there to try and find him."
Ben Stiller as Walter Mitty, a negative asset manager at Life Kristen Wiig as Cheryl Melhoff, Walter's love interest and co-worker Shirley MacLaine as Edna Mitty, Walter's mother Adam Scott as Ted Hendricks, Walter's new boss Kathryn Hahn as Odessa Mitty, Walter's sister Sean Penn as Sean O'Connell, a photojournalist Patton Oswalt as Todd Maher, an eHarmony customer service representative
Ólafur Darri Ólafsson as a Greenlandic pilot Jon Daly as Tim Naughton, one of Walter's co-workers
Terence Bernie Hines as Gary Mannheim, one of Walter's co-workers
Adrian Martinez as Hernando, Walter's understudy and co-worker
Kai Lennox as Phil Melhoff, Cheryl's ex-husband Conan O'Brien as himself Andy Richter as himself Joey Slotnick as a retirement home administrator
The Secret Life of Walter Mitty is not a comedy, it’s a tearjerker sappy dramedy and it’s a bad idea because drama is clearly not Stiller’s forte. The second film adaptation of the short story of the same name and hitting screens after decades of development hell, The Secret Life of Walter Mitty is visually spectacular, but it doesn’t have a heart or a brain in its script to turn it into a memorable film. Stiller casts himself in the role of Mitty, an employee of Life magazine who frequently blacks out and daydreams about all kinds of stuff. On that front the movie is fun — the cutaways from reality to dream are seamless and moderately funny. It’s when the film tries to sentimentalize Mitty’s ‘problem’ and tries to make a statement about ‘quitting your job and living the dream’ that it fails to find footing. - See more at: http://www.mid-day.com/articles/movie-review-the-secret-life-of-walter-mitty/15013018#sthash.iuFvW1cg.dpuf
This film will make you want to do something with your life and chase your dreams, whatever they may be. It's a beautiful reminder that we shouldn't let life get in our way.
Read more at http://www.ksl.com/?nid=1205&sid=28135190#9MIMHKeMt1YFEe4R.99
Buzkashi or Kokpar is the Central Asian sport in which horse-mounted players attempt to drag a goat carcass toward a goal. Traditionally, games could last for several days, but in its more regulated tournament version also has a limited match time.
"Alas, the film itself packs all the emotional wallop of a schmaltzy Hallmark card, whereas it conveys its message - to embrace new experiences - with all the subtlety of a sledgehammer. The only genuinely affecting relationship is between Mitty and his mother (Shirley Maclaine), whose cake, in one particularly contrived scene, he offers to a group of Afghan warlords." more
Written by Zach Rogue
Performed by Rogue Wave
Courtesy of Brushfire Records/Universal Records
Under license from Universal Music Enterprises
Dirty Paws
Written by Árni Guðjónsson (as Arni Gudjonsson), Nanna Bryndís Hilmarsdóttir (as Nanna Bryndis Hilmarsdottir) and Ragnar Þórhallsson (as Ragnar Thorhallsson)
Performed by Of Monsters and Men
Courtesy of Universal Republic Records
Under license from Universal Music Enterprises
The Wolves and the Ravens
Written by Chris Koza (as Christopher Koza)
Performed by Rogue Valley
Courtesy of In The Groove Music
(uncredited)
Performed by José González
Courtesy of Universal Republic Records
Uzun süredir izlediğim en etkileyici filmlerden bir tanesiydi. Özellikle Sean Penn in "Kar Leoparı"nı fotoğrafladığı sahne çok etkileyiciydi.
Fotoğraf çekmekteki amaç ardı sıra kareleri çekmek değildir. Sean Penn, fotoğrafı çekmedi. O anı yaşadı. İzleyince daha iyi anlayacaksınız.
O sahne her fotoğraf kursuna başlayanın ezberinde tutması gereken bölüm.
ayrıca filmin müzikleri çok iyi.
Not: Filmdeki bazı hatalar filmin anlatımının önüne geçerse şunları fark edeceksiniz.
Walter parası olmadığı için annesinin pianosunu satıyor. Fakat Nerdeyse dünyanın yarısını dolaşıyor. Filmin başında da zaten parasını zor denkleştirdiğini gösteren ödemelerini görüyoruz.
Bunun gibi birçok ayrıntıyı göz ardı ederseniz güzel, dingin bir film izlemiş olursunuz.
Sizi dinlendirir.
"The book by Australian writer Markus Zusak has sold 8 million copies. The writer's parents came to Australia as German migrants in the 1950s. Zusak's mother, Lisa, is German; his father, Helmut, Austrian. The heroine of this book is Liesel, who is 10 in 1939, as the book opens. Zusak, now 38, wrote the book in his late 20s. He has said his parents were very young during the war, but it is clear that the book is both a tribute to, and a reflection of, their experiences and memories, however richly reimagined. A labour of love, in fact."
"The Book Thief is an emotionally flat piece, despite the deliberately emotive ideas and the potential for manipulation. Yet, despite Nelisse's beautifully fragile yet confident tone, it never fires on any real level, leaving you lamenting how empty the pay off is as the horror hits home.
It's a shame because the attention to period detail is impressive and initially oppressive, but the maudlin tones of the film never really lift or give you the push to connect and care about these characters as childhood innocence and naivete are shattered asunder in an entirely bloodless Nazi Germany."
"Movie execs made the decision to shoot the Brian Percival directed film in the same location that Roman Polanski shot The Pianist and Quentin Tarantino filmed Inglourious Basterds – at the Babelsberg Film Studio in Germany. The area of Potsdam contains the oldest large-scale film studio in the world, and has been producing films since 1912. With directors such as Fritz Lang and Alfred Hitchcock on the books, the place holds great prestige. It’s also a good pull for tourists, who can take a behind the scenes look at the sets, make up studios and props department."
"Set against the sexy and glamorous golden age of Formula 1 racing, this film portrays the exhilarating true story of two of the greatest rivals the world has ever witnessed-handsome English playboy Hunt and his methodical, brilliant opponent, Lauda. Taking us into their personal lives on and off the… More Release date: September 20, 2013 (USA) Director: Ron Howard Running time: 123 minutes MPAA rating: R Music composed by: Hans Zimmer"
"Natalie Dormer (born 11 February 1982) is an English actress. She is best known for her roles as Victoria in Casanova, as the ill-fated queen Anne Boleyn in the Showtime series The Tudors, and as Margaery Tyrell in the 2011 HBO fantasy TV series Game of Thrones." from Imdb
"Niki Lauda: 'I wish James Hunt could have seen Rush because he would have enjoyed it'
Niki Lauda, the subject of new Formula One film Rush, talks to John Hiscock about his great rival James Hunt and explains why he agreed to the film."
"Lauda cannot explain why a driver can survive a 20 year career at speeds of over 200mph yet face his toughest battle in surviving a skiing accident."
Filmi yarış sahneleri veya +18 için değil.
Filmin soh sahnesindeki söz için izleyin.
Niki Lauda'nın James Hunt'la konuştuğu uçak kangarındaki sahne için.
Niki Lauda'nın azmi ve James Hunt'ın bir insanın gözünü ne kadar karartabileceğini görmek için izleyin.
Gerçekten asil bir düşmanın, azimli bir insanı ne kadar yükseğe taşıyacağını görmek için izleyin.
Keanu Reeves' 47 Ronin expected to be one of 2013's biggest box-office bombs Samurai film based on Japanese national myth cost $175m to make, but takes just $13m globally over Christmas period
"The story of the 47 Ronin is one of the most celebrated in the history of the samurai. This was perhaps all the more so because it occurred at a time when the samurai class was struggling to maintain a sense of itself - warriors with no war, a social class without a function. The tale could be said to have begun with the teachings of Yamaga Soko (1622-1685), an influential theorist who wrote a number of important works on the warrior spirit and what it meant to be samurai. His writings inspired a certain Ôishi Kuranosuke Yoshio, a samurai and retainer of Asano Takumi no kami Naganori (1667-1701), who led a branch of the powerful Asano family. It happened that Lord Asano was chosen by the shogun, Tokugawa Tsunayoshi, to be one of a number of daimyo tasked with entertaining envoys from the Imperial family. To assist him in this new duty, the Bakufu's highest ranking master of protocol, Kira Kozukenosuke Yoshinaka (1641-1702), was assigned to instruct him in matters of etiquette. Kira, it seems, was a somewhat difficult character and expected Asano to compensate him monetarily for the trouble, which Asano held was simply his duty. The two grew to dislike one another intensely, and Kira made every effort to embarrass his student. Finally, in April of 1702, the situation exploded within the shogun's palace - Kira insulted Asano once again, prompting the latter to draw his sword and swing at him. Kira was only wounded in the attack and Asano was promptly placed under confinement." (For more http://www.samurai-archives.com/ronin.html)
Rinko Kikuchi
Rinko Kikuchi, born Yuriko Kikuchi, January 6, 1981, is a Japanese actress. Kikuchi is the first Japanese actress to be nominated for an Academy Award in 50 years, for the 2006 movie Babel. Wikipedia Born: January 6, 1981 (age 32), Hadano, Kanagawa Prefecture, Japan Height: 5' 5" (1.65 m) Awards: San Diego Film Critics Society Award for Best Ensemble Performance, More Nominations: Academy Award for Actress in a Supporting Role, More TV shows: Kawaii Dake ja Dame Kashira?
Fransızca Adı: Clémentine : les merveilleux voyages de Clémentine et ses amis
Bölüm Sayısı: 39
Yapım Yılı: 1985
Yapıt: Fransız
Yapımcı: Antenne 2, Tele-Hachette, Narcisse X 4
Yazar: Bruno-Rene Huchez
Senaryo: Gilles Taurand, Olivier Massart
Dizayn: Pascale Moreaux
Müzik: Paul Koulak
Giriş Şarkısını Seslendiren: Marie Dauphin
Tür: Fantazi, Dram, Korku
Rui Pascoal ve Matthieu Pinon
Çeviri:Çağdaş Kaya
Bir diziyi, o dizi filmin prodüktörü ve yaratıcısından daha iyi kim anlatabilir? Bruno Huchez, Clementine ile ilgili olarak kafasında iki şapka birden taşıyor. On sekiz yıl sonra aynı heyecan ve tutkuyla kendisini bu diziyi yapmaya yönelten etkiler hakkında konuştuk.
Anime Land (AL) : Clementine’in ön hazırlık çalışmalarından bahsedebilir misiniz bize?
BH: Harika bir hazırlık çalışmasıydı.Havacılıkla ilgili onlarca eleman. Onları bu rüyayla uğraşmaya iten sebepler... Biraz gençsiniz siz, amaGagarine ilk uzay yürüyüşünü yaptığında ben 20 yaşındaydım. Çocukken Mermoz benim için Adler ve Bright kardeşler’in olduğu gibi büyük bir adamdı. İkarus efsanesinin yeniden canlanması hep aklımızdaydı. Bu hayaller kendimizi kötü hissettiğimizde bizi başka yerlere uçuruyordu. Herhangi bir yere uçmaktan çok, tarihe doğru yapılan bir yolculuktu bu.
AL: Sakatlıktan bahsedilmesi çocuklar cephesinde sorun yarattı mı?
BH: Çocuklarım diziyi çok sevdiler ve beni tekerlekli sandalyede görmüş olsalardı bile bu diziyle paralellik kurmazlardı. O koltukta otururken ortak olan tek nokta hayalgücü. Gelecek hayatla ilgili bir yaşam umudu.
AL: Hemera ismi rastgele seçilmedi değil mi?
BH: Hemera bir peri. Topraktan meydana gelmiş, Clementine’in korkularıyla başa çıkmasına yardım eden, gerçek hayatta ve hayal aleminde yaşamanın yollarını gösteren bir peri Hemera. Tekerlekli sandalyeye mahkum kişiler için gündelik hayat hiç de kolay değildir.
Bilmem fark ettiniz mi ama, çizer Pascale MOREAUX ile aynı yüz hatlarına sahip. Buna paralel olarak sakat çocuklara biraz yardım edebilmek için Hemera vakfını kurdum.
AL: Peki neden Clementine ismini seçtiniz?
BH: Sempatik, hoş bir isim olduğu için, o zamanlar pek moda değildi bu isim. Benim de çok sevdiğim orijinal bir isim.Hem Clementine’in de çekirdekleri var. (gülüşmeler)
AL: Malmoth fikri nasıl geldi aklınıza?
BH: Kötülükte üstat bir karakter yaratmak istiyordum. Malmoth’u Massard ve Taurand buldu. Onlardan dünyanın merkezinden gelen ve zavallı Clementine’i sürekli rahatsız eden kötü bir yaratık tasarlamalarını istemiştim. Sonra buldukları fikri sevdim.
AL: Peki sirk fikri?
BH: Kahramanların buluşup istediklerini yapabilecekleri bir mekan gerekiyordu.Aynı zamanda onca kötülük içinde bir sığınak, panzehir olabilecek bir mekan bulmak gerekiyordu. Hayvanlar harika yaratıklar. Kedi Helice gibi ya da Gontran ve piresi Ginette gibi rahatlama sağlayan elemanlar. Helice konuşma kabiliyeti ile Clementine’in gerçek dünyasıyla rüya alemi arasında bir ayrım yapmaya da yarıyordu.
AL: Hikayeler ve ülkeleri seçerken nelere dikkat ettiniz?
BH: Ülkelerin sıralaması için bir kuzeye bir güneye gidiyorduk Mümkün olabildiğince birbirinden uzak ve değişik noktalar tespit etmeye çalıştık. Biraz, ”Şimdi İngiltere’deyiz, haydi hop Japonya’ya gidelim. Sonra Mısır’a gideriz” şeklindeydi seçimler. Hikayeleri seçerken özellikle ders programlarında olmayanları kullanmaya dikkat ettik. Kültürel tarihin hafızasında olmayan az bilinen hikayeler.
AL: Sondaj ya da projeksiyon çalışmaları yaptınız mı?
BH: Çocuklarımın çok arkadaşı olduğu için şanslıydım. Yirmi küsur çocuğu bir araya getirip onlarla Malmoth’dan konuşuyorduk, uçaklardan, diziyle ilgili her şeyden. Çizimleri masaya dizip hakkında konuşuyorduk, hikayeleri anlatıyorduk. Aynı zamanda uygulamalı psikoloji merkezinden de yardım aldık.
AL: Pekiyi, diziyle ilgili olarak çıkarılan; mektup kağıtları, Malmoth bebekleri bunlar başlangıçta tasarlanmış mıydı yoksa Clementine’in başarısı sonrasında mı piyasaya sürüldü?
BH: Dizinin başarı kazanmasından sonra buna karar verildi. Fransız yapımı bir çizgi film yapıyorduk, sonuçta Mattel gibi sponsorlarımız yoktu, GI Joe ya da Transformers gibi...
AL: Antenne2 mi teklif etti yoksa sizin özel tercihiniz miydi bu kanal?
BH: Pek karışık değil, TF1’de Izard vardı Izard ve Izard, FR3’da da Chalopin, Chalopin ve Chalopin. Bana ne kalıyordu: Antenne2. Bu işi yapabileceğim tek kanal.
AL: Siz de Clementine’de Izard’ın birçok yapımı gibi kitaba adapte etmeyi düşündünüz mü?
BH: Hayır, bu imkansız. Çok rüya sahnesi var. Herkesin aradığı bir şeyleri bulabileceği bir diziydi Clementine. Canlı bir dizi ya da filmde yönetmen, bir çizerin veremeyeceği, daha olgunlaştırılmış bir bölüm işleyebilir.
AL: Diziyi yurtdışına da sattınız. Dizinin geçtiği ülkeler yayınlamak için özel şartlar öne sürdüler mi?
BH: Hayır. Özel bir problem olmadı. Yo, oldu. Afrika ülkeleri Afrika’da geçen bölümleri reddettiler. Ben de uzun bir dönem oralarda yaşamıştım, ama demek ki benimkisi deforme bir bakış açısıymış. Bu hikayenin konseptini iki senariste teslim etmiştim.
AL: Bölümlerden birinde bir Afrikalının vücudunun üst kısmı çıplak gözüküyor. Mısır’daki bölümde de Clementine’in göğsü açıkta. Sansürle ilgili problemleriniz oldu mu?
BH: Jacqueline Joubert’den biraz azar işittim, ama 85 yılındaydık o zaman, üstüne 60 yıl... İsveç’te Hansel ve Gratel bölümü yüzünden diziyi reddettiler. ABD de bu “çıplak” bölümü reddetmişti. İsveç, diziyi o bölümler olmadan satın almak istedi kabul etmedim. Bir bütün bu sonuçta. İkinci sefer aldılar. Dizi dünyada 87 ülkeye satıldı.
AL: Bu ülkelerde nasıl bir etki yarattı dizi?
BH: Çin’de olağanüstü bir başarı elde etti. Kanton ve Mandarin dilinde dublajı yapıldığı için olsa gerek. Diziyi Bayan Gorbatchev’e hediye etmiştim. Rusya’da da büyük başarı kazandı.
AL: Peki Fransa’nın “yüksek çevrelerinde” ?
BH: (Gülerek) Yakama bir madalya yapıştırdılar. Çalışmalarımın geneli için. Eğlenceli bir şey çünkü imzalayan Lang’dı, sekiz gün sonra görevden alındı ve Leottard ödülü verdi bana. CNC’deki adamlar Malmoth hakkında birkaç eleştiri getirmişlerdi. Bu detayın dışında takdir etmişlerdi. Özelikle beni bu diziyi yapmaya iten sebepleri dikkate almışlardı herhalde.
AL: Clementine ile karşılaşan kötü tiplerden herbirinin karakteristik bir defosunun olmasına ne diyorsunuz, kahraman üzerine biraz fazla düşmüyorlar mı sizce de?
BH: Bu şimdi beni de rahatsız ediyor. Ama o zamanlar seri halinde üreten kim vardı ki; Wolmark “Les Mondes Englouti”yi yapıyordu Chalopin “Ulyssee 31”i, bir de ben. Christophe Izard’ın etkisinden çıkılıyordu. Çocuklar Adası’ndaki tipler mesela, şekerleme, marshmallow gibiydi. İnsanların bunu kötücül bulmalarını anlayabiliyorum, fakat TV izleyenlerinin kötü karakterleri sevmemesi gerekiyor. Bunun için de onları olabildiğince kötü yapmak gerekiyor. Sonuçta, çocuklar korkmayı sever.
AL: Biraz da ikinci sezondan konuşalım. İlkine göre belirgin bir kalite kaybı görülüyor.
BH: Biraz Jean Cubaud ile ilgili. Rene Borg’un gidişinden sonra o devam etti. Diziyi ortaya çıkaran Borg’du. Bunu inkar edemem, Cubaud bu görevi devraldı. Evet bir kalite düşüklüğü olduğunu kabul ediyorum.
AL: Peki siz, ilk sezondaki kadar işin içinde misiniz?
BH: Hayır. Ekibe açık kart verdim. Prodüktörlük görevlerimle ilgilenmem gerekiyordu çünkü... Yani diziyi tüm dünyaya satmak. Dizinin devamı hazırdı zaten. Yüz dört bölüm kartonlarda bekliyor. Bu yeni on üç bölümden sonra Joubert devamı olan yirmi altı bölümü almak istemedi.Yine de iyi geçindim onunla, çünkü benim tek müşterimdi. Ama itiraf edeyim beni epey zor duruma soktu bu.
AL: Malmoth karakteri ile ilgili olarak, sizce de bunca kötülük taşıyan bir canavarın eşi olması tuhaf değil mi. Onun için şefkat beslemesi?
BH: Mitoloji doğal olana karşıt olaylarla dolu. Kral Minos örneğin. Zıtlar birbirini hep çekmiştir, su ile ateş, yin ve yang...
AL: Dizi hiç olmasaydı, bugün yine aynı diziyi yapar mıydınız?
BH: Tabii ki yapardım.
AL: Neleri değiştirmek isterdiniz?
BH: Daha fazla tarih koyardım içine. Joubert’e yirmi altı bölüm daha teklif etmiştim ama kabul etmedi. Dünyada o kadar güzel hikayeler var ki. Tabi Tom Sawyer gibi sürükleyici hikayeler de var, ama Momato mesela, kim daha önce duydu? Pinokyo’yu herkes biliyor, peki ya Leonardo da Vinci’nin “Le coup de Glace”ı? Bu diziyi yapmaktan büyük gurur duymuştum.
Daha çok dramatik yoğunluk eklerdim diye düşünüyorum şimdi. Günümüz çocukları çok daha yoğun bir şekilde eğitiliyor, iletişim kanalları daha çok. Okullarda yabancı edebiyatlarla ilgili fazla ders yok. Dokuz yaşında bir çocuk dünya hikayelerini bilmiyor. Dickens’ı ya da Grimm Masallarını, Mark Twain’i okuyan pek kalmadı. Beşinci ya da altıncı sınıfta mitoloji öğretilmiyor. Oysa kültürün temeli mitoloji. Ulises’nin atını tanımak için on yaşını beklemezdik biz. Şimdiki çocuklar ne yazık ki bunlardan habersiz. Onlara okuma ve keşfetme zevkini yeniden kazandırmak gerekiyor.