Wednesday, August 27, 2014

öylesine

Öylesine

Öylesine diye başlık attım. Çünkü sadece bir anlık bir düşünceyi yazıp, sonra üzerine düşüneceğim.
Bir devlet ne zaman büyük olur? Sıradan bir cümle. Amerika'yı büyük yapanlardan biri ordusudur. Bu fikir tartışma bile gerektirmez. Peki ordusunu kimler oluşturuyor? Son zamanlarda sıkça duyduğumuz özel kuvvetler denilen paralı askerler. Veya çeşitli ülkelerin, farklı ırk ve dinden Amerika için savaşan askerleri.

Peki biz de bir Amerika sayılabilir miyiz?
Bu noktada şunu düşünebiliriz. Bir ülkeler sıralaması varsa. Türkiye de bazı ülkeler için çok gelişmiş bir ülke. Bazı ülke vatandaşları için, kendi ülkesinde yaşamaktansa Türkiye'de yaşamak daha iyi.
Bazı nedenlerden dolayı Afrika'da askerimiz var. Bu nedenle bir çok Afrikalı da ülkemizde. Bazı nedenler dolayı birçok Iraklı, Suriyeli ülkemizde. Bunlardan Türkiye'de kalmak ve ülkesine dönmek istemeyene yok mu?
Tabi ki vardır. 
Bizim neden farklı ırklardan, farklı ülkelerden gelmiş askerlerden oluşan birliklerimiz olmasın? Örneğin, Suriyelilerden Türkiye'de kalmak isteyenlerden bir askeri birlik oluşturulabilir. Bu kişilere Türkiye Vatandaşlığı, Paralı asker olması, çocuğuna bedava eğitim, maaş ve artılar, ev verilebilir.
Bu şekilde Iraklı gönüllülerden bir birlik, Suriyeli gönüllülerden birlik, Türkmen gönüllülerden bir birlik, Afrikalı gönüllülerden bir birlik kurulabilir.
Bu birliklerin silahlarının tamamı Türk yapımı olması bizim için daha iyi olacaktır.
Sonuçta Türk Ordusu paralı asker almak istemiyor mu? Tam profesyonel asker kendisi yetiştirir.
Düşünce garip gelebilir. Ama büyük devlet ordusunda bulunan farklı ırklardan, farklı ülke vatandaşlarından belli olur. İngiltere'nin ordusu tamamen İngilizlerden mi oluşuyor? Peki Fransanın?



Wednesday, June 4, 2014

#sigorta #SOMA #kamugörevlileri

Sigorta, Hayat sigortası

Biz dile kolay 76 milyon nüfuslu bir devletiz-mişiz. Eğer iyi kullanılırsa, demek ki çok güçlü bir ülkeyiz. İyi niyetli olunursa, zengin bir ülkeyiz. Ülkemizdeki olayları tartışmak gereksiz. Her gün haberlerde asker, öğretmen, imam öllümlerini izliyoruz. Belki bir çoğunun farkında bile değiliz. SOMA bize gerektiğinde 76 milyonun insanlara değer verebildiğini gösterdi.
Peki ne yapabiliriz? Basit çözümler, basit çareler geliyor insanın aklına.
Sigorta sistemi kurabiliriz. Her maden çalışanını, her risk taşıyan bölgedeki öğretmeni, kamu çalışanını, askeri sigortalayabiliriz. Sigortaya DENETMENLİK yetkisi verebiliriz. Yaşam sigortası yapılan bir madeni sigorta denetlesin. Ölümcül bir kazada sigorta minimum ölenin yakınına bir ev, bir araba parası veya bir ev ve bir araba verirse (ki bunu daha fazla uygun buluyorum). Bununla birlikte en az 250 bin TL gibi bir rakam ve ömür boyu ayda 1500 TL aylık verirse. Sigorta denetmenleri sanırım bu parayı vermemek için tüm önlemleri alırlar.
Asker ve risk taşıyan bölgeler biraz daha farklı. Ama onlar da bu güvenceyi hak ediyor. 1.5 milyon askerimiz varmış. Sanırım 150 veya 200 bini riskli bir bölgededir. Neden onların her birine çelik yelek veremiyoruz? Kalekol iyi bir adım. Yenilenen askeri araçlar iyi bir adım. Ama yine de onları daha iyi korumalıyız. Arkalarında bıraktıklarını düşünmeden hareket edebilmeliler. Arkalarında bıraktıklarına kendi çocuklarımızdan daha iyi bakmalıyız. Polis, asker fark eder mi? Bizim güvenliğimiz için dışarıdalar.Onların kendilerini güvende hissetmeleri hepimizin görevi. Onlara en iyi imkanları sağlayamıyor muyuz biz 76 milyon?
Belki kendi içlerinde devlet desteğiyle bir sigorta fonu oluşturmamalılar. Doktor, öğretmen, imam için de aynısı yapılmalı. Şu anda aklıma gelmeyen tüm kamu görevlileri için. Her riskli bölgelere gönderilen görevli devlet tarafından YAŞAM SİGORTASI kapsamına alınmalı. Özel sektörde görevliyse, özel sektör bu sigortayı yapmalı. Yurt dışına gönderilenler bile. Yurt dışına gönderilen her mühendis, akademisyen, öğretmen yaşam sigortası yapılmalı.
Bir yerden başlamak lazım. 76 milyon olmamız iyi niyetli bir şeyler yapmıyorsak pek de önemli değil.

Örneğin Öğretmenler. Devlet öğretmenler için bir sigorta fonu oluşturur. Her öğretmen bu fona 5 TL aylık yatırır. Devlette her 5 TL'ye 5 TL verir. Devletteki bir banka, A bankası yönetiminde bir HAYAT SİGORTASI fonu oluşturulur. Urfa'da veya Aydın'da bir öğretmen görev esnasında ölürse yakınına Sigorta fonu bir ev, bir araba verir. 250 bin TL nakit yardım yapar. Aylık bağlar. Çocukları 22 yaşına gelinceye kadar okul masraflarını karşılar. Çocuklara burs verir.
Olmaz mı?
Siz neyi uygun buluyorsunuz? Öğretmen, Doktor, Vali, Kaymakam, Asker, Polis, İtfayeci için neyi uygun buluyorsunuz?
Zaten bu fonu kendileri oluşturmuş olacaklar. Zaten bu fonu yöneten banka çok para kazanacak. Bu fon her ay öğretmenlerden, öğretmen fonu için para alacak. Polisten polis fonu için para alacak.

Tabi iyi niyet şart. Bir de bu fonun yöneticileri mutlaka çalışma koşullarını olabildiğince güvenli tutmak için raporlar hazırlatmalı. Ölümleri, can kayıplarını azaltmak için denetlemelerde bulunmalı.

İYİ NİYETLİ BİR 76 MİLYON HAYAL EDİYORUM.







Sunday, April 13, 2014

Adalara Metro #ibb @iBBKadirTopbas @ibbBeyazmasa @Kadir__Topbas

Adalar'a Metro

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2014/04/13/kostebek-tarihi-ana-hazir

"Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Marmaray Projesi'nin kardeşi olarak nitelendirilen Avrasya Tüp Tünel Projesi'nde 14 metre yüksekliğe sahip dev köstebeğin montajının tamamlandıklarını belirterek, "Çok yakında İstanbul Boğazı'nın altını delmeye başlıyoruz" dedi."

Yukarıdaki haberi okurken Adalar a da neden metro yapılmaz diye düşündüm. Hafif Metro nun olacağı, hatta her adayı da birbirine bağlayacak bir metro hattı Adalar ı daha İstanbul içine dahil edecek. Oradaki turizm potansiyelini daha kullanılabilir hale getirecektir.
Metro inşaatının başlamasıyla adalarda oteller kendilerini yenileyeceklerdir. Mutlaka daha büyük oteller adada açılacaktır. Yoğun kış koşullarında nasıl dönüleceğini bilemeyince insanlar adaya tatile veya yemek yemeye gitmiyorlar. Ama metroyla birlikte adadaki her restaurant yaz, kış değerli olacaktır.

Tabi ki adalarda yine araba yasak olmalı. En fazla elektrikli ve boyutu ufak araçlara izin verilmeli. Ve mutlaka sadece ada için bu elektrikli araçlara belirli bir sınırlama getirilmeli. Örneğin Adalar belediyeleri bu elektrikli araçları işletmeli. Bu elektrikli araçlarda bir taksi durağı oluşturulmalı ve sınırlı sayıda taksi burada hizmet vermeli.
Fayton lara özel bir önem verilmeli.

Ada vapurları insan taşımaktan çok nostaljik bir tur haline dönüşmeli. Hiç bir vapur da olamayan  Osmanlı veya farklı kültürel motifler olmalı üstlerinde. Belki belirli zamanlarda canlı müzikle vapur hareket etmeli. Unutmayın tek bir gitar veya tek bir keman da canlı müziktir. Bir çok öğrenci var. Mutlaka müzik. Müzik. Müzik.

Belediye dükkanlara belirli standartlar getirmeli. Boyasız, çiçeksiz, bakımsız ev kalmamalı. Bu tadilat işlemlerinde adaya özel indirimler olmalı.

Ve mutlaka adadaki ağaçlı ve yeşil alanlar şu andakinden bile çok hale getirilmeli.

İşte Metro Adayı böyle güzel bir yer haline getirebilir.

Hayal güzel şey...

Ama her proje bir hayalle başlar.

Günümüz Türkiye'sinde her proje hayali gerçekleşebilir.

Thursday, April 10, 2014

#photography #loved #camera #book #read #heard


photography

Ansel Adams quote; "You don't make a photography just with a camera. You bring to act of photography all the pictures you have seen, the books you have read, the music you have heard, the people you have loved."

@fabsgrassi @instagram

Friday, March 21, 2014

Kurt Seyit ve Şura #kurtseyit #sura #nerminbezmen #FarahZeynepAbdullah #bradpitt #legendsofthefall

Kurt Seyit ve Şura


http://guncelhaber2014.blogspot.com.tr/2013/08/kurt-seyt-shura-kitap-ozeti-nermin.html

Kitabın Adı: Kurt Seyt & Shura
Kitabın Yazarı: Nermin Bezmen
Kitabın Karakterleri: Kurt Seyt, Mürivet, Emine, Leman, Fikriye, Necmiye, Yorgo, Şükran, Aziz Çavuş, Yahya, Mehmet Bey, Osman Bey, Baba Eminof, Tomas, Gazi Mustafa Kemal, Sabahattin,


- ÖZET -
1924 Baharında Kurt Seyt Shura’ dan ayrılır ve Muraka’sı (Mürivet) ile yeni bir hayata başlar. İstanbul’da Beyoğlu’nda Kırım Lokantası adında bir işletmeyi çalıştırmaya başlar. Kurt Seyt ve karısı Beyoğlu’nun bu canlı, cıvıl cıvıl hayatına ayak uyduramamaktadır. Eşi hamile kalır doğum zamanına yakın eşinin annesi Emine evlerine taşınır. Evdeki çatışma artar. Aileye Leman isminde bir kız çocuğu katılır. doğum ile birlikte evde kendini terk edilmiş hisseden Kurt Seyt bir süre evden uzaklaşır. Mürivet bazen kendisi bazen Kurt Seyt’in akrabaları yolu ile kocasını bulur, evine döndürür.
Kaynak: http://guncelhaber2014.blogspot.com.tr/2013/08/kurt-seyt-shura-kitap-ozeti-nermin.html#ixzz2wdotKgTf
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kurt_Seyit_ve_%C5%9Eura_(dizi)



Legends of the Fall

http://en.wikipedia.org/wiki/Legends_of_the_Fall


http://www.imdb.com/title/tt0110322/
Legends of the Fall is a 1994 American epic drama film directed by Edward Zwick and starring Brad Pitt, Anthony Hopkins, Aidan Quinn, Julia Ormond, and Henry Thomas. Wikipedia

Release date: January 13, 1995 (USA)

Director: Edward Zwick

Story by: Jim Harrison

Awards: Academy Award for Best Cinematography, Bronze Wrangler for Theatrical Motion Picture

Screenplay: Susan Shilliday, William D. Wittliff



Neden Legends of the fall?

Dizinin reklamlarını gördüğüm ilk gün bu filmi anımsadım. Reklamlara dikkat ettikçe olay örgüsünün çok benzeştiğini hissettim. Neden hissettim diyorum. Çünkü olay örgüsü paralel gitse de aynı değil.
Seyit (Kıvanç Tatlıtuğ) savaşa gitmeden önce evde yaşadığı olaylar, Tristan (Brad Pitt) ın da evde yaşadığı olaylarla paralellik gösteriyor. Ama Tristan o kadar şaşalı bir balo salonu görmüyor.

"Sick of the betrayals the United States government has perpetrated on the Native Americans, Colonel William Ludlow retires to a remote part of Montana with One Stab, a Cree friend, where they build a ranch. Accompanying them are hired hand Decker; Decker's Cree wife, Pet; and their daughter, Isabel Two. Ludlow's wife, Isabel, does not adapt to the harsh winters and moves to the East Coast.
Ludlow has three sons: Alfred, the eldest, is responsible and cautious; Tristan is wild and well versed in American Indian traditions; Samuel, the youngest, is educated but naive and constantly watched over by his brothers.
At age 12, Tristan touches a sleeping grizzly bear. The bear awakens and slashes at Tristan, injuring him, but he stabs at the bear's paw and cuts off a claw.
As the boys grow up, Samuel returns from Harvard with his fiancée, Susannah Fincannon. She finds Tristan captivating but loves Samuel. Before they can marry, Samuel tells his family that he is leaving for Calgary to join the Canadian Expeditionary Force and aidBritain in the fight against Germany. Much to their father's displeasure, Alfred and Tristan also depart."
Source:  http://en.wikipedia.org/wiki/Legends_of_the_Fall

Aslında en çok benzerlik olan noktalar Tristan'ın sevdiği kızı Samuel alıyor.
Seyit in sevdiği kızı da Birkan Sokullu (Petro Borinsky) alacak gibi görünüyor.

Seyit te savaş sırasında sevdiği kızdan koparılıyor. Tristan da.

legends of the fall u izlemeden karakter yapılanmasının benzerliğini, olayların paralelliğini anlamanız gerçekten güç.

Dizi gittikçe yapısal olarak legends of the fall a yaklaşıyor.

Eğer Seyit te aşkının başkasıyla evlendiğini görüp Tristan gibi dağılır ve bir süre boş gezip sonra başka bir kızla evlenirse...
Ve başka kızla evlenmesine rağmen Petro nun oyunlarından tıpkı Tristan ın Samuel in oyunlarından kurtulamadığı gibi kurtulamayıp evlendiği kız da ölürse...

Olay döngüsünün ne kadar birbirlerine yaklaştığını ve Legends of the fall filminin "benzeri" "paraleli" "yapısal olarak aynısı" dizisini izlediğinizi fark edeceksiniz.

Filmi izleyin ve kararı kendiniz verin.




Thursday, March 13, 2014

#seçim #yorum #gülsebirsel #çalış





http://www.hurriyet.com.tr/magazin/haber/25996982.asp
by Cengiz Semercioğlu

"Sertab Erener, sevgilisi Demir Demirkan’la birlikte bir süredir Chicago’da yaşıyor.
Oraya yerleştiler.
Buradan uzak kalmak istediler...
Zaten burada da birlikte eve kapanıp müzik yapıyorlar, felsefe, hayat tartışıyorlardı uzun uzun...
Bu hayatlarını Chicago’ya taşıdılar şimdi...
Birlikte konserlere gidiyorlar...
Yeni albüm çalışıyorlar...
Müzikal hazırlıyorlar...
Müzikal yönetmeni ve yazarı David Bell’le buluşup, müzikal konusunda fikirler alıyorlar..."



Değişik bir yorum:
Sanırım bu ülke sadece fakirlerin ülkesi. Sonuçta parası olan sıkışınca yurtdışına çıkıyor. Gelen hükümetler aynı kanunlarla geliyor. Aynı kanunlarla gidiyorlar. Varsın ki, medya size tamamen kapalı olsun. Sokak sokak dolaşın, derdinizi anlatın. Bir çok genç insanın sokaklara dökülmesi ve polisle karşı karşıya gelmesindense, meşru yollarla, sokak sokak dolaşın. Kendi inandığınız insanları muhtar, belediye başkanı, milletvekili seçin. Muhtar adayına mahallem için ne yapacaksın diye sorun.
Ben iki muhtar adayıyla karşılaştım şu ana kadar ve sordum ne yapacaksın gelince?
Devlet muhtara bir yetki vermiyor ki dedi ikisi de. E o zaman neden aday oluyorsun? Pankart astırmışsın. İyi hizmet edeceğim diyorsun. Mahallemdeki fakiri bulacak mısın? Sokaktaki başı boş hayvanlara ne yapacaksın? Çocukların okul çıkışlarında çevresini saran satıcılar senin için önemli mi? Boş arazilerdeki çukurlar ne olacak?
Pazarda bir sürü kadın alış veriş yapanların ellerine muhtar adayının resmini tutuşturuyor.
demek ki insanlara tek tek derdini anlatabilirsin. Tembellik etmeyin. TV'de 70 milyon un sizi izleyeceğini mi sanıyorsunuz? Her bir aday, her bir oy önemli ise. Biraz yürüyün. biraz vizyonunuz olsun.
Boşuna yürümeyin gençler. Boşuna ölmeyin. Ölen asker de, ölen polis de, ölen çocuk da aynı ülkede yaşıyor.
1 saat gaza karşı yürümek tembellik. Zor görünce yurt dışına çıkmak "aydın olmak" değil.
Balık hafızalarınız bu ülkede bizimle kazanılan parayı başka ülkeye gidip harcayanları unutmamalı. kim burada, kim değil hepimiz not etmeliyiz bir kenara.
Biraz çalışın.
Sanırım çocukların okuduğu sabah marşını tüm seçilmek isteyenler içinden sık sık okumalı.

ÇALIŞIN. ÇALIŞIN. ÇALIŞIN.

Çalışın diyorum da...

Biz fakirlerin ülkesi olan Türkiye'yi seviyorum.

Ben bugün olanları unutsamda google unutmayacak

Monday, February 24, 2014

Harold Ramis Explains Groundhog Day’s Metaphors -- #Vulture

Harold Ramis Explains Groundhog Day’s Metaphors -- Vulture:



'via Blog this'


by 
"Every day, someone says something to me about this movie." Groundhog Day, directed by Harold Ramis, who died this morning at the age of 69, has proven to be one of those movies that gets deeper the more you think about it. According to Ramis, the movie's concept of reliving the same day over and over and over again has been appropriated by everyone from Hasidic Jews to Zen Buddhists to Christians to psychotherapists. Watch the video below:

Tsunaida Te | in your heart #fullmetalalchemist

Tsunaida Te | in your heart: "Song Title: Tsunaida Te (OST Fullmetal Alchemist Brotherhood)

Sung by: Lil’B
More information: romaji lyric :: english lyric"



'via Blog this'



Song Title: Tsunaida Te (OST Fullmetal Alchemist Brotherhood)


Sung by: Lil’B

More information: romaji lyric :: english lyric







Romaji Lyric




meguri meguttemo mata koko de aitai

hagure nai youni kono te wo tsunagunda



asahi ga noboru made katari attane

yuuhi ga shizumu made tsunaida te

kouyatte asu mo asatte mo tomo ni

ayumou hikari to kage



kimi wa sono mune ni nani wo kakae

donna sekai ni itandarou ima omouyo

samishige ni mitsumeru machi no naka de

nukumori ha hitori ja mitsukara nakute

ai ga konna ni tsuyosa ni naru koto

shittanda kimi ni deaete hajimete



meguri meguttemo mata koko de aitai

hagure nai youni kono te wo tsunagunda

hitori ja nemure nai yume ha mirenai kara

donna fuan mo todokanai tokoroe

hoshi mo nai yoru mo terashi tsuzuke you



doko mademo yukeru kimi to nara

hitori ja arukenai michi mo futari nara

hanauta utai nagara arukerunda

kimi ga ireba shiawase



moshimo futari ga deatte nakatta nara

takusan no shiawase wo minogashi teta

fuan na toki wa gyutto shite kure tane

asu wo miushinai souna hitogomi no naka

ai ga kurushii hitori no jikan wa

samishisa wo gomakasu sube wo wasureteta



nandomo konote wo tsunagi naoshi nagara

donna michi datte issho ni arukunda

hitori ja kanawanai yume wo egaita nara

kimi to futari de kanaeni yukunda

kimi to hanbun hitotsu no shiawase



butukari souna kurai hito ooi doyoubi

miushitaku nai kimi no sonzai

kono toki nibai ni chikara haitteru teni

kanjita nukumori to ai NO MORE CRY

asera JEANS no POCKET de hikatteru

kimi no keitai kizukase taku nai

damarikomu watashi no naka no koakuma

tada kimi ga inaito iya dakara…

nanikaga ubai sarisou de kowai

“taisetsuna hito”to tsunagatte tai

omoiwa darenimo makenai

sou konomachi ni kirawareru kurai

te wo tsunagou



yowamushi na hodo tsuyogatte shimau

demo muridayo… naitemo iikana?

aki no kaze mousugu deatta kisetsu

ano koro no watashi wa ai wo sagashiteta



meguri meguttemo mata kimi ni aitai

hagurenai youni kono te wo tsunagunda

hitori ja nemurenai yume wa mirenai kara

donna fuan mo todokanai tokoroe

hitori ja kanawanai yume wo egaita nara

kimi to futari de kanaeni yukunda

kimi to hanbun hitotsu no shiawase







English Lyric




Even if we part and meet again,

I want to meet at this place

Then we’ll hold hands to ensure

we’ll never be separated again



We used to talk all night until

the sun rose

And held hands till the sun

went under the horizon

Let’s walk together like this forever

like light and shadow



I stand in the city,staring off

into space with lonely eyes

I can’t find warmth on my own

by meeting you, I realized

how much strength love could give me



Even if we part and meet again,

I want to meet at this place

Then we’ll hold hands to ensure

we’ll never be separated again.



I can’t sleep by myself,’cause

I can’t dream without you

so take me to a place where

uncertainty can’t reach us

And let us bring light to the

night sky with no stars



So long as you’re with me, I can go

to world’s end

Even if it’s a path I can’t walk on

my own

if you’re by my side, I can walk it

while humming a tune

if we’re together,the world is mine



if we can’t meet

I will miss all the happiness

I’m so worried when he hugged me

tightly

it seems I will lose the sight of

tomorrow in the crowds

love is so painful

I forgot the art which glossed over

loneliness



Every time we went we held out hands together

we will walk together on this road

if I think of a dream that no one

ever thought of

I will make this dream come true

only with you

with happiness



while we are arguing on Saturday

I don’t want to lose you

I feel something powerful get into

my body and the love getting warm

NO MORE CRY

something shines on my jean’s poket

it’s a call from you but I ignore it

there’s something in me already calm

maybe I will remain calm if you were here…

there is something missing and it makes me scared

I want to meet that “important person”

I will think about losing to someone

I hate this town so much



I want to hold your hand

I pretend to be tough but I can’t

so unreasonable…can I cry?

autumn seasons will come soon



Even if we part and meet again,

I want to meet at this place

Then we’ll hold hands to ensure

we’ll never be separated again.



I can’t sleep by myself,’cause

I can’t dream without you

so take me to a place where

uncertainty can’t reach us

if I think of a dream that no one

ever thought of

I will make this dream come true

only with you

with happiness

İncir reçeli #incirreceli #aytaçagırlar #halilsezai #melikeguner

İncir Reçeli

"inci reçeli" Türk sinemasının pek yakalayamadığı bir anlatımı yakalamış. Bir dramı, aşk la harmanlayıp. Gülümseten sahnelerle anlatmış. Derin duyguları anlatacağım diye uzun uzun ('bal'da olduğu gibi veya 'yumurta' da olduğu gibi) duygusal sahneler çekmeye çalışmamış. Bu nedenle daha geniş bir kitle de yer bulmuş. Sinemacıları "festival filmleri" dedikleri filmelerden değil anlayacağın.

Gözüme takılan bazı rahatsız edici duygu sahneleri var. Burada duygu yu vermek için kamera hareketlendirilmiş.

Ama gözden kaçabilecek etkileyici sahnelerden biri fotoğraf. Fotoğraf filmde hikaye anlatımında önemli bir yeri var. Sırf fotoğraflar yüzünden belki de fotoğraf çeken bir arkadaş var filmde.
O arkadaşı oyuncu da olabilirdi. O zaman fotoğraflar geri planda kalabilirdi. Bazı seyirciler açısında fark edilmeyebilirdi.
Fotoğraf fark edilsin istenmiş.

Bir dram izliyorsunuz. Fakat bir aşk filmi izlediğinizi farz ediyorsunuz. Hasta ya toplumun bakışını izliyorsunuz. Ama aşk filmi izlediğinizi farz ediyorsunuz.

Şarkı daki  "isyan" aşk a veya başka bir şey e değil. Topluma ve genel değer yargılarına.
Yaşanamayan aşkın en önemli nedeni dış baskının film boyunca hissedilmesi ama gösterilmemesi.
Bu da filmi izlenir kılıyor.
Bir kişi kız laf söyleseydi. Film o noktaya kitlenebilirdi.

Filme özgürlüğünü vermek için gerçekten çok uğraşmışlar.

Oyuncular filmdeki konunun önüne geçmiyor.

Filmdeki aşk a özenilmesinin nedeni;
Doğal gelişmesi, beklentilerden uzak olması ve 'genelde yapılmayan' tanımaya çalışmamak, birlikte andan zevk duymak. yemek hazırlamak gibi, kahvaltı yapmak gibi.
Aşk ını ispat etmek için bar kapatmıyor. Araba almıyor.
Lüks bir yemek yok.

Her şey sıradan insan için. Bir incir reçeli aşk  ı sembolize edebiliyor. Yaşanılır kılıyor.

Senarist ve yönetmenin aynı kişi olması bu filme özel anlatımı güzellik vermiş.
Senarist in anlatamadın çatışması yok.

Halil Sezai nin "incir reçeli" ni yazma sahneleri de gerçekten yerli yerinde kullanılmış. (Her yere not kağıdı yapıştırması, tuvalet kağıtlarına bile yazması)

Aşk taki 3. kişinin farkına varmalısınız. Her ikili aşk sahnesinde onu unutmamalısınız. Orada temiz ve sabırlı bir aşk daha var. Şarkı söyleyen sevgilimiz, sevdiğimiz. Ve diğer 3. kişi aşkı fotoğrafçı.

Güzel kurgu, iyi hikaye, iyi oyunculuk...





http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ncir_Re%C3%A7eli


Yönetmen Aytaç Ağırlar
Yapımcı Aytaç Ağırlar
Senarist Aytaç Ağırlar
Oyuncular Halil Sezai Paracıkoğlu
Melike Güner
Mustafa Uzunyılmaz
Sinan Çalışkanoğlu
Barbara Lourens
Aytaç Ağırlar


http://www.imdb.com/title/tt1808197/




Monday, February 17, 2014

Fullmetal Alchemist

Bunun keyfi başka hiç bir şeyde yok #ask #love #comment

Son zamanlarda duyduğum en kötü konulardan birisi 14 Şubat kutlamama şekilleriydi.
Kaç çift 14 Şubat ı erkek veya kadın yüzünden hayatlarından çıkarmışlar. Bunun bir nedeni her erkeğin bütçesinin medyanın istediği gibi büyük hediye almaya uygun olmaması. Kadınların erkeklerden hediye haricinde beklentileri olması da erkeklerin bugünü kutlamayalım. Özenti bir gün bu. Her gün aşk var hayatımızda. Kızın kendi eliyle yaptığı kurabiyeyi, dolmayı (Fatih Harbiye), pastayı, örgü bir kaşkol ü, örgü bir eldiven i aşağıladığımız için. Sevgi çıtasını dizilerin ve medyanın belirlemesine izin verdiğimiz için mutsuzuz.
Evet mutlu değiliz. Erkekler lokanta kapatmalı, kadınlar hdiye paketi haline gelmeli. Hediye mutlaka pahallı olmalı.
Sevgi, Saygı, Şevkat duyguları ilişkinizin nerdesinde? En ufak bir hastalık anında dağılan ilişkiler. Kız veya erkek işten ayrılsa hemen ayrılık çanları. Evet. Kızlar işten ayrılınca da erkekler ayrılıyormuş. :D
Medya ilginç örnekleri, merak edileni konu yapar sürekliliği için. Her biriniz ilginç örnek olamazsınız. Sevginizi yaşayın. Mutlu olun. Sevin. Sevilin. Bunun keyfi başka hiç bir şeyde yok.