Wednesday, December 15, 2010

80'lerde Çocuk Olmak

80'lerde Çocuk Olmak


80 kuşağının artık bir de başucu kitabı var - www.istanbulguncel.com - İstanbul Haber


80 kuşağının artık bir de başucu kitabı var


14 Aralık 2010 Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan "80’lerde Çocuk Olmak" kitabı, büyük ilgi görmeye devam ediyor.


80'lerde Çocuk Olmak

"Kollektif
Kadir Aydemir
YİTİK ÜLKE YAYINLARI

Bu sadece bir kitap mı? Hayır! Bu kitap, canlı bir şey! Yaşayan tarihin ta kendisi! Dikkatle, özenle okuyun...

80’lerde Çocuk Olmak, hem bir kitap ismi, hem de bir kuşağın en büyük özlemlerini, yaşanmışlıklarını içinde barındıran yolculuğun özel ve güzel adı. Bu kitapta bir araya gelmiş 90 kadar yazar var. 1980’lerde çocuktu onlar... Hepsi aynı kuşaktan… Sayfalarda gizlenen anılarda herkes kendinden bir şeyler buluyor. Fazıl Say’dan Gürgen Öz’e, Eylül Duru’dan Bülent Çolak’a, Onur Behramoğlu’ndan Erdem Aksakal’a, Göksel Bekmezci’den Ahmet Büke’ye, Barış Müstecaplıoğlu’ndan Yiğit Değer Bengi’ye dek, adları buraya sığmayacak onlarca yazar ve sanatçı bu kitap için çocukluklarını, anılarını, aşklarını, oynadıkları oyunları, 1980 darbesinin kendilerinde ve ailelerinde bıraktıkları kara tortuyu, yüzlerce ayrıntıyı bazen bir çocuk, bazen bir yetişkin gözüyle kaleme aldı. Yaklaşık üç yıllık bir çalışma sonucu doğan 80’lerde Çocuk Olmak kitabı, her kuşağın el kitabı olacak nitelikte. Dönemin pembe dizileri, ünlü oyuncuları, en çok izlenen çizgi filmleri, mahalle abileri, sokak kavgaları ve oynanan unutulmaz oyunlar, atari salonları, fırlamalıklar ve ergenliğe geçiş hikâyeleri, birbirimizle konuşurmuş gibi doğal bir şekilde anlatılıyor. Evet, bizler büyüyoruz ama çocukluğumuz ve yaşanmışlıklar orada öylece duruyor. Yolculuğumuza siz de katılın...

Kitabımızı 80’lerin aydın insanlarına, halk kahramanlarına, üniversite gençliğine ve 80’lerde doğup kaybettiğimiz tüm çocuklara ithaf ediyoruz.

Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı bu kitap ayrıca anlamlı bir doğum günü hediyesi. 80’ler çocuklarının hiç yaşlanmadığının, hep çocuk kalacağımızın bir ispatı... Bu yıl, Türkiye sanal âleminin en eski ve köklü şiir-edebiyat sitelerinden Yitik Ülke’nin 10. yaşını kutlarken, bu kitapla, anılarına sahip çıkan herkesin de doğum gününü kutluyoruz.

Bu toplum belleksiz değil! Bizler de unutmadık ve yazdık!

Yaşasın 80’lerde çocuk olmak!

“80’lerde Çocuk Olmak” kitabında yazılarıyla, anı ve anlatılarıyla yer alan 80’lerin çocukları:

Yeşim Ağaoğlu, Onur Akbudak, Alper Akdeniz, Erdem Aksakal, Neyran Savaşman Akyıldız, Çiğdem Aldatmaz, Figen Alkaç, Sema Aslan, Hürcan Âşık, Mustafa Atapay, Kadir Aydemir, Eda Aytekin, Nil Esra Başaran, Ezgi Başkır, Suat Başkır, Barış Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Göksel Bekmezci, Sinem Bengi, Yiğit Değer Bengi, Ersan Bengisu, Hasip Bingöl, Ahmet Büke, Elmira Cancan, Gökçenur Ç., Şebnem Çağlayan, Tunca Çaylant, KaderÇekerek, Serdar Çekinmez, Murad Çobanoğlu, Bülent Çolak, Elçin Demiröz, Özge Ç. Denizci, Ömer Faruk Dizdar, Eylül Duru, Galip Dursun, Sine Ergün, Azim Raşit Ersoy, Elif Savaş Felsen, İdil Giray, Pınar Gözpınar, Nilay Sağ Gülalp, Eda Günay, Koray Günyaşar, Yasemin Gürkan, Sanem Güven, Nefin Huvaj, Aydın İleri, Necla İret, Deniz Yalım Kadıoğlu, Gülay Kalkan, Bekir Arslan Kopuz, Ulaş Kurugüllü, Ahmet Küçükkayalı, Ece Erdoğuş Levi, Barış Müstecaplıoğlu, Engin Neşeli, Pınar Nurhan, Pelin Onay, Esra Ovalı, Yaprak Öz, Gürgen Öz, Şahin Özbay, Özlem Özyurt, Hatice Topal Özçoban, Nilüfer Özgeren, Sedef Özkan, Erol Özyiğit, Murat Prosciler, Tomris Sakman, Fazıl Say, Hakan Sim, Güray Süngü, Melih Süsleyen, Müjgan Şahinoğlu, Melike Aslı Şahinsoy, Ümit Şener, Seda Tansuker, Filiz Tanya, Erkut Tokman, Alper Turgut, Murat Türkücüoğlu, Serkan Türk, Papyon Tayfun Türkkan, Ferhat Uludere, Gül Yaşartürk, Özlem Yıldız, Hande Yöremen, Zeynep Zişan ve Güncem Topçu."




24 Kasım 2010 Çarşamba, 16:30:00
"Sanatçılar Fazıl Say, Gürgen Öz ve Barış Müstecaplıoğlu’nun da aralarında bulunduğu 90 yazarın, 1980’li yıllara ait anı-öyküleri, '80’lerde Çocuk Olmak' adlı kitapta biraraya getirildi. Kitapta, teknolojinin hızla geliştiği ve iletişim olanaklarının dünyayı küresel bir köy haline getirdiği 2000’li yılların bol imkanlar dünyasında yetişkin olan, ancak tek kanallı Türkiye’nin kısıtlı imkanlarında yaşadıkları küçük keyifleri ve samimi insan ilişkilerini özleyen 80’lerin çocukları'nın, o dönemi yaşayan okurların kolayca empati yapabilecekleri 'Voltran! Voltran!Voltran!', 'Şeker Kız Candy', 'Kremalı Bisküvi', 'Siyah Önlük2, 'Heidi... Hey gidi Hey...', 'Şirinler: Hala Uslu Çocuklarız...', 'Kokulu Silgim, Gazoz Kapakları ve Diğerleri...', 'Kenan Evren, Özal ve Marlboro Zamanı' gibi çok çeşitli öyküleri yer alıyor.
Kitabın yazarlarından Kader Çekerek, bir internet sitesinde açtığı blog sayfasında 70’li ve 80’li yıllara ait yazılar yazmaya başladığını, daha sonra burada paylaşım yapan insanların sayısının artmaya başladığını belirterek, böyle bir kitap projesiyle kendilerine gelen Kadir Aydemir’in önerisine, "Neden olmasın?" diyerek projeye başladıklarını dile getirdi.
'UZAK DURUN, DÜŞÜNMEYİN, KONUŞMAYIN'
Çekerek, 80’li yıllarda Türkiye’de yaşanan kırılmanın o dönemin çocuklarının hayatında da ciddi izler bıraktığını vurgulayarak, "Mesela biz hep, 'Uzak durun, düşünmeyin, konuşmayın' sözleriyle büyüdük. O kadar ciddi bir travma yaşadık ki toplum olarak, sosyal anlamda zaten çok derin bir uçurum açıldı 80’lerin öncesi ve sonrası arasında" dedi.
1980’li yıllarda yoklukların olduğu bir ülkeden serbest piyasa ekonomisine geçildiğini, yasak olan ithal ürünlerin ve dövizin serbestçe gelmeye başladığı bir ülke haline gelindiğini, yıllarca para biriktirilip alınan bir arabanın 20 yıl kullanıldığı dönemden, kredi kartlarıyla her ürünün borçlanarak alındığı bir döneme geçildiğini anlatan Çekerek, "Bunu bir gelişme olarak söylemiyorum, ama hakikaten iki farklı ülkeye dönüştük bir anda. Bütün manevi değerlerini, siyasi görüşlerini geride bırakıp tamamen paraya odaklanan bir sistem oturtuldu. 'Benim memurum işini bilir' ideolojisiyle gelen çok farklı bir toplum yapısı çıktı ortaya" diye konuştu.
'HANGİ ÇİKOLATAYI YESEM, O UCUZ GOFRETİN TADINI UNUTAMIYORUM'
Çekerek, yaşanan tüm bu keskin değişimlerin etkisi nedeniyle 80’li yıllara özlem geliştiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
"Değişen yaşam düzeni nedeniyle çok fazla değerin kaybedildiğini düşünüyorum. Dolayısıyla 80’li yıllara tutunma çabası da o değerlerin farkında olan son kuşak olmamızdan. Onun için o kaybedilen değerlere duyulan özlem de 1980’li yılları dönüp dönüp yad etme şekline geliyor. Komşuda yenebilen yemekler, komşuların çocuklara sahip çıkması, teklifsiz ilişkiler... Mesela teklifsiz çat kapı insanlar gelirdi. O insanlar geliyorlar diye ev sahipleri sinir olmazdı, sevinirdi. Ve o insanların önüne bir paket pötibör bisküvi koymak bir ikramdı, ama şimdi en yakın arkadaşın bile gelirken 'Müsait misin?' diye sorma ihtiyacını hissediyor. O naifliği kaybettik herhalde biraz da onun özlemiyle 80’lere tutunmaya çabalıyoruz.
O zamanlar annemin işten gelirken getirdiği bir tane uyduruk gofret o kadar keyif verici ve lezzetli bir şeydi ki ama şimdi binlerce seçenek arasında ben oğlumu mutlu edemiyorum. Hangi çikolatayı yesem, yağı ve belki de kakaosu son derece kötü o ucuz gofretin tadını bulamıyorum."
'HEPİMİZ KARDEŞİZ'
Kitabın yazarlarından Sanem Güven de 80’li yıllara duyulan özlemin nedenine ilişkin, "O dönem tüketimin çok sınırlı olduğu, lüks kavramının hiç yaygın olmadığı, zenginle fakir arasında bir uçurumun olmadığı, insanların çok samimi, yakın ilişkiler kurduğu kocaman bir mahalle ortamında yaşanıyormuş gibi yaşadığı bir dönemdi" dedi.
Zaman geçtikçe o dönemin idealist anne-babalarının 'daha güzel bir dünya özlemiyle büyüttüğü' çocuklarının tamamen farklı bir noktaya gidildiğine tanık olduğunu anlatan Güven, "Bu süreci çocuk gözüyle yaşadık. Dolayısıyla o kırılma noktasının öncesi ve sonrasına tanık olmuş olmak, o süreci yaşamış olmak bizim kuşağımızı farklı bir paylaşım noktasında birleştirdi. O yüzden bu süreci yaşamış olanlar hem geçmişin yaşam tarzını özümsemiş hem de bu değerlere rağmen daha farklı bir yolda yürümeye başlamış insanlar olarak, 'hepimiz kardeşiz' gibi olduk. Bu çalışma da bir kitap kardeşliği gibi oldu" diye konuştu.
'ŞİMDİ BİNLERCE İLETİŞİM ARACI VAR, AMA YALNIZIZ'
O yıllara tanık olmamış insanların bile 80’lerin nostaljisini paylaştığını belirten Güven, bunun dönemin samimiyetinden kaynaklandığını belirterek, şöyle devam etti:
"Esas olan paylaşımdı. Ne kadar çok şeye sahip olursak olalım, onu başka insanlarla paylaşacak durumda değilsek, sahip olduklarımız da bir süre sonra önemini kaybediyor. Mesela Küçük Ev’i izlerdik, ertesi gün onunla ilgili arkadaşlarımızla sohbet ederdik, keyif alırdık. Aynı televizyon dizilerini izlerdik, elektrikler kesildiğinde hepimizin evinde kesilirdi, herkes sonra ailesiyle sohbet etmeye başlardı. İnsanlar birbiriyle hakikaten konuşurdu. Şimdi konuşmak için binlerce iletişim aracı var, ama aslında konuşamıyoruz, yalnızız. Herkes başka bir şeyden bahsediyor. Neredeyse bütün bu imkanlar arasında inanılmaz bir imkansızlık içindeyiz. Özlediğimiz şey bence biraz bu paylaşım.
Ortak hedefler ve paylaşım. Şimdi onu kaybettiğimiz düşünüyorum."
'O YILLARI DAHA FARKLI ÖZLÜYORUZ'
O günlerden özlediği şeylerin pazar sabahları ailece oturulan kahvaltılar, TV’de pazar sinemasının hep birlikte izlenmesi, sobanın üzerinde kestane közlemek olduğunu dile getiren Güven, "Herkes çocukluğunu özler, ama biz 80’lerin çocukları, sadece bazı şeyleri yitirmiş olduğumuzun farkında olduğumuz için o yılları daha farklı özlüyoruz" diye konuştu.
"Kitabımızı, 80’lerin tüm çocuklarına ithaf ediyoruz" cümlesiyle başlayan, Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı '80’lerde Çocuk Olmak' kitabı, Yitik Ülke Yayınları'ndan piyasaya çıktı."

Tuesday, December 14, 2010

True Legend (2010)


True Legend (2010)


Yönetmen: Woo-ping Yuen

açıkça üstteki linkten anlaşılacağı gibi yönetmeni yüzünden bu filmi izledim.

linkteki su yazıyı bulun anlayacaksınız:

Selected filmography as action choreographer/fight advisor

biliyorum benim kadar tembelsiniz bu konuda,


daha fazlası linkte mevcut. tembellik etmeyin.


film başladığı anda mısırlarınıza veya çikolatalara gömülüp nasılsa daha başlamadı diye kaçıracaklarınız,
ülkenin kısa tarihi ve tarihin değişim anları.
bir örnek vereyim. dikkatinizden kaçmasın,
ok atılıyor, daha yere düşmeden yeni birlikler ejderhaya silahlarla ateş ediyor. ejderha ölüyor.
bu basit sadece 3-4 saniyelik bir görüntü ama devrin kapanışını, inanışların değişimini, modern olanın ülkenin nelerini yok ettiğine bir gönderme.
uzak doğu da ejderhanın neleri simgeledğinden bahsetmeyeceğim.
filmlerden tarihi takip edenlere,
en bildik olanı hatırlatayım. "son samuray" http://www.imdb.com/title/tt0325710/


film mi?
hiç tavsiye etmiyorum.
çok sıkıldım.
nerelerde hatalar oldugunu soylemek bile yersiz.

- 18 yaş izleyebilir.








Friday, December 10, 2010

13 (2010)

13 (2010)

filmi izleyip izlememek konusunda kararsız kaldım. sonra çocuk filmlerinden veya devam filmlerinden izlemek istemediğime karar verdim.
Şansımı denedim.

mektupta:
500$ otel için. New York a ulaştığında telefonu aç. kendi cep telefonunu at. bu taşıyabileceğin tek telefon. biz sana telefon aracılığıyla gerekli açıklamaları vereceğiz.

ilk 15 dakika mektup sahnesine kadar bir bekleyişle geçti.
Bu arada US de bir ev almak 18 yıl mı sürer!
Giriş, gelişme ve sonuç şeklinde bir ilerleme olacak.
ve giriş çok yavaş.

ilerleyen zamanda da bir hareketlenme olmadı.
Rus ruletini bu kadar allayıp pullamak.
bizimkiler bu şekilde bir film yapsa, sanırım kimse izlemezdi. köşe yazarları da baya dalga geçerdi.
sanırım film çekimleri de 1 hafta da biterdi.

sonunda kazanan, başkalarının hırsı yüzünden kaybetti.










Merak edenlere:

Thursday, December 9, 2010

The Town (2010)


The Town (2010)

Yönetmen: Ben Affleck

Basit ama iyi planlanmıs bir soygunla baslıyor film. aslında hiç de fazla hareket olmayan bir soygun bakış açılarının hızlı değişimiyle hareket kazanıyor.
Sahne sonu ise ben romantiğim diye bagırıyor. (kızın deniz kenarına bırakılması ve çıplak ayakla suya dogru, gözü bağlı bir şekilde yürümesi)

bilin bakalım polis kim?

film ilerledikçe iyi bir oyuncu kadrosunun toplandığını görüyoruz. ufak rollerde bile bakışlarıyla bir çok şey anlatabilecek oyuncular var.

Ve bardaki kız (Krista Coughlin) (gossip girl'den hatırlayacaksınız)

çok kısa bir replik var orada, belki dikkatinizden kaçacak.
Sizin Eskimonuz kim?
diye sorayım. izlerken cevabını verirsiniz.

aslında film bildik konu. bir noktada sıkılıyorsunuz.
sizi şaşırtmasını bekliyorsunuz. sıradışı bir şey olmasını.

ne yazık ki film hiçbir yerinde beni şaşırtmadı.
sonuçta, iyiydi. güzeldi diyemeyecegim.
iyiydi.




Trailer:


Merak edenlere: (film de anlatılanlar gerçek mi?)




Tuesday, December 7, 2010

Every Tips You Ever Need to Know About Google Buzz

HOW TO: Integrate Facebook, Twitter and Buzz into Your Gmail

Uluslararası Koruma ilkeleri Yan Etkileri: 1964 Venedik Tuzugu



Uluslararası Koruma ilkeleri Yan Etkileri:

Yunus Aran Konferansları


Yunus Aran Konferansları 40'ıncı buluşması Prof. Dr. Cevat Erder'in sunacağı
"Uluslararası Koruma İlkeleri Yan Etkileri: 1964 Venedik Tüzüğü"
konulu konuşma ile 9 Aralık Perşembe günü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sedad Halkı Eldem Oditoryum'unda saat 14:30'da gerçekleşecektir.



Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 1999 Mimarlık Bölümü mezunu mimar Yunus Aran’ın anısını yaşatmak, mimarlık fakültesi öğrencilerinin birikimlerine katkıda bulunmak ve mesleki kariyerlerini mimarlık alanıyla kesiştiren farklı disiplinlerden konuşmacıların katılımıyla 2001 yılından bu yana her yıl düzenli olarak Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleştirilen Yunus Aran Konferansları’nın 40. konuğu Prof. Dr. Cevat Erder olacaktır
.
Yunus Aran Birlikteliği ve etkinlikleri hakkında daha fazla bilgiye www.yunusaran.org adresini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.
Konuşma Özeti:
"Kültürel Varlıkların Korunmasıyla ilgili kararlarda etkili olduğu saptanan Uluslararası İlkelerin yararı olduğu yadsınamaz. Ancak bu ilkelerin saptanmasında neden olan etkinliklerin, uygulamaların ve özellikle çok dinamik ve değişken olan bu konuda zamanlama gibi nedenlerin, değerlendirilmesinde yapılan eksiklikler, kültürel varlıkların korunmasında çok kere bilinçsiz, bazan da bilinçli yanılgılara neden olmaktadır. Bu hususu gösterebilmek için, l964 yılında kabul edilip, geniş uygulama alanını etkilemiş olan "Venedik Tüzüğü" bir örnek olarak ele alınmaktadır.”
Prof. Dr. Cevat Erder
Türkiye ve dünyada kültür varlıklarının korunması alanının öncü isimlerinden olan arkeoloji kökenli Cevat Erder, 1964 yılında, hala ODTÜ Mimarlık Bölümü’ne bağlı bir lisansüstü program olarak devam etmekte olan, Tarihi Anıtların Bakım ve Onarımı Bölümü’nün kurulması çalışmalarına katılmak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde görev aldı.
1964-73 yılları arasında söz konusu bölümün başkanı, 1977-79 yılları arasında da ODTÜ Mimarlık Fakültesi dekanı olarak görev yaparken 1965-74 yılları arasında aynı zamanda da Uluslararası Anıt ve Çevre Araştırmaları Merkezi (ICOMOS) Yürütme Komitesi üyeliği yaptı.
1981-88 yılları arasında üst üste iki kez merkezi Roma’da bulunan Uluslararası Kültürel Varlıkları Koruma Araştırma Merkezi (ICCROM)'un genel müdürlüğüne seçilen Erder, 1986 yılında El Aksa Camisi’nin restorasyonu ile Aga Han Mimarlık Ödülü’nü, 1997’de ICCROM Ödülü’nü, 2003 yılında da ICOMOS’un Pietro Gazzola Ödülü’nü kazandı.
2004 yılında ise “ODTÜ - Tarihî Anıtların Bakım ve Onarımı Bölümü’nün kurulması, ulusal ve uluslararası ölçekte koruma ve özellikle koruma eğitimine verdigi hizmet, kültür varlıklarının korunması ile ilgili disiplinin Türkiye’de kurulması ve kurumsallaşmasındaki öncülüğü” nedeniyle Türkiye’nin prestijli “TÜBİTAK Bilim, Hizmet ve Tesvik Ödülleri" kapsamında verilen "Hizmet Ödülü"ne layık görüldü.
Halen UNESCO İzleme Komitesi ve ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi üyelikleri bulunan Cevat Erder, tüm meslek yasamı boyunca kentsel ve diğer çevresel tehditler altındaki kültürel mirasın korunması konusunda acil önlemler alınmasına öncülük eden kampanyaların başlatıcısı ve yürütücüsü oldu ve, Sulukule gibi örneklerden bildigimiz gibi, halen de olmaktadır.
Yöneticiliğin yanı sıra, özellikle mimarlık tarihi ile anıtların korunması ve onarımının tarihi ve kuramı alanlarında verdiği dersler ve seminerlerle de halen bu alanda etkin görev yapmakta olan pek çok uzmanın yetişmesine katkıda bulunmustur.
Yayınları arasında Our Architectural Heritage: From Consciousness to Conservation (UNESCO, 1988) ile referans kitabı olma niteligi nedeniyle ODTÜ Mimarlık Fakültesi tarafından yakınlarda tekrar basımları yapılan Tarihi Çevre Kaygısı ve Tarihi Çevre Bilinci kitapları bulunmaktadır.

Sunday, December 5, 2010

A Travel Guide to Istanbul: The Empire Strikes Back - WSJ.com

A Travel Guide to Istanbul: The Empire Strikes Back - WSJ.com


http://www.haberturk.com/dunya/haber/578105-imparatorluk-geri-geliyor

"ABD'nin önde gelen iş dünyası gazetesi Wall Street Journal (WSJ), İstanbul'a tam sayfa ayırdığı haberde, ''Türkiye'nin bölgesel süper güç olma yolunda güvenle ilerlediğini'' yazdı.
Gazetenin hafta sonu gezi ekinde ''İmparatorluk Geri Geliyor'' başlığıyla yayımlanan tam sayfa haberde, İstanbul'un görülmesi gerekli yerlerinden fotoğraflar da yer aldı.
"BÖLGESEL SÜPER GÜÇ OLMA YOLUNDA"
Suzy Hansen tarafından kaleme alınan yazıda, Türkiye'nin güçlü ekonomisi ve cesur Başbakanıyla, bölgesel süper güç olma yolunda güvenle ilerlediği, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'un da ülkenin kazandığı bu yeni güvenle dolu olduğu belirtildi.
"TÜRKLER MEMNUN"
Yazıda İstanbul'da, Türkler'in hem ''Osmanlı nostaljisinden'', hem de kentin Beyoğlu gibi bazı semtlerinin hızla değişen görünümünden memnun olduğu belirtildi. Beyoğlu ve civarında giderek yenilenen binaların, butik mağazaların, yepyeni restoranların ve gece kulüplerinin bulunduğu kaydedilen haberde, Eyüp, Balat, Fener ve tarihi Sultanahmet semtlerinde ise kentin daha geleneksel yüzünün görülebildiği, Üsküdar'ın da İstanbul'un Asya yakasında, orta sınıf aileler açısından Beyoğlu'na alternatif oluşturduğu ifade edildi.
Haberde İstanbul'un en önemli sorununun trafik olduğu, trafikten kaçmak isteyenlerin ise Boğaz'da feribotlara binerek gezilerini daha kolay sürdürebilecekleri, Boğaz manzarasını seyrederken, restoranlarda lezzetli Türk yemeklerinin tadına bakabilecekleri de kaydedildi.
Yazının sonunda, Amerikalı iş adamı ve tasarımcı Antony Todd, modacı Hüseyin Çağlayan, New York'ta restoran sahibi iş adamı Osman Çakır ve yazar Elif Şafak'ın, İstanbul'da gidilip görülmesini önerdikleri pek çok restoranın, galerinin, butik otel ve diğer otellerin, mağazaların, barların, kafelerin ve kitabevlerinin adresleri de verildi."

Letter From Istanbul - Mr. Pamuk’s Neighborhood - NYTimes.com




By SUZY HANSEN

Published: November 27, 2009

"Most tourist trips to Istanbul center on Sultanahmet, the neighborhood of the Blue Mosque, the Hagia Sophia and Topkapi Palace. Although visitors may imagine a magical age of sex slaves and tulips, Sultanahmet often feels like a modern Ottoman theme park: Turkish hustlers screaming in precise English, enormous buses disgorging tourists in red fezzes. But Sultanahmet is a center of the city’s religious life and home to many of its most observant citizens. During Ramadan, it is the site of a vast public picnic, where hundreds of Turks break the fast every night. This year I saw conservative ladies sitting cross-legged on the grass with pizza boxes, and ­nonreligious people munching cheap kebabs and humming to live Turkish bands. It felt so much like an American county fair, I half expected to see face-painting booths. Then I saw a girl with her face painted, a guy selling cotton candy and teenagers who’d clearly used the holiday as an excuse to go on a triple date.

Related
'The Museum of Innocence,' by Orhan Pamuk: Lolita on the Bosporus (November 1, 2009)
Times Topics: Turkey
A typical outsider’s response to this scene might be to rejoice in the miraculous coexistence of the Islamic and the Western. But Turkey unfolds in endlessly confusing layers: it’s true that Turkey generally enjoys its own version of red state-blue state harmony, and it’s also true that the religious and the secular seem destined for a street fight, though sometimes this infighting has nothing to do with Islam at all. “Ugh, you’re going to Sultanahmet for Ramadan?” one well-educated businessman sniffed upon hearing of my plans. That’s the kind of thing you hear from only a handful of Turks, those who frequent neighborhoods like Nisantasi, a leafy enclave of Art Nouveau apartment buildings just up the Bosporus from the Blue Mosque.
Nisantasi is the setting of Orhan Pamuk’s latest novel, “The Museum of Innocence,” a love story detailing the social ­mores of the Turkish upper class, the so-called White Turks, during the 1970s. Turkey was desperately poor, though a small number of rich Turks aggressively pursued admission to the modern world, to Europe or America. Pamuk grew up in Nisantasi, but his people don’t always come off so well. In the book, a character named Orhan Pamuk, an author, mentions the “widely held impression that my books set in Nisantasi denigrated everyone mercilessly.” This is an obvious reference to Pamuk’s memoir “Istanbul,” which exposed his family’s emotional and financial problems, but also to the many Turks who object that he is hanging out the national laundry. It is precisely this obsession with image that Pamuk meticulously deconstructs.
When Pamuk was growing up there in the 1960s and ’70s, Nisantasi was one of the richest neighborhoods in Istanbul. Today it feels like any of the richest places in the world. The women have all gone exhausting shades of blond, their thin frames weighed down by Marc Jacobs or Gucci bags. The clips in their hair, the gold on their sunglasses, the necklaces, buckles and belts — everything sparkles. There’s a new Prada store opening across from the Louis Vuitton, which is down the street from La Perla. A Ferrari or a Porsche is always parked in front of the Nisantasi Brasserie, whose jaunty patrons sit for hours at sidewalk tables. If you happen to alight upon them after coming from a more conservative part of the city, where good sense and respect for others tell you to cover your arms and legs, the Nisantasi sidewalk scene looks like an otherwordly cornfield of defiantly naked limbs.
These wealthy Turks are still trying very hard to distinguish themselves from their countrymen. I once stopped at a Nisantasi hotel to pick up books some tourist friends had left with the concierge. Officious phone calls were made to multiple employees, papers shuffled and filled out, ID cards photocopied and filed until, finally, the paperbacks were placed in my hands like precious jewels. I should have been impressed, but in fact my friends had complained of the hotel’s snooty service, which suggested the usual warm Turkish hospitality was too peasant-like for the hotel’s aristocratic and cold European ideals.
Pamuk’s novel helps explain how Nisantasi got this way. To counter Europe’s vision of Turkey as sinisterly backward, his characters spend thousands on French handbags and fly to Paris for a trousseau; the women sleep with their fiancés before marriage. Much of the beginning of the novel is spent celebrating the arrival of “Turkey’s first domestic fruit soda.” The ad for the soda features a German model: “What stung hearts most about Inge, with her blue eyes, long and slender legs, fair skin and natural blond hair,” Pamuk writes, “was the merciless reminder to the women of Istanbul society that even as they bleached their hair, plucked their eyebrows and scoured boutiques for outfits that might let them feel more European, their darker skin and fuller figures were never entirely redeemed by such efforts.”


more on page.... 

Saturday, December 4, 2010

Despicable Me (2010)


Despicable Me (2010)

Pixar yine mükemmel bir iş çıkarmış. kbul etmeliyiz ki bu animasyonlar büyükler için yapılıyor.
başladığı andan itibaren müzik sizi ele alıyor.

ve olayların akışı bir an bile durmuyor.
film bittiğinde gerçekten bitti mi? hissine kapılıyorsunuz.
iyi vakit geçirmek istiyorsanız.
mutlaka






Wednesday, December 1, 2010

Harry Potter and the Deathly Hallows Part I (2010)


Harry Potter and the Deathly Hallows Part I


Gösterim Tarihi: 17 Kasım 2010

Devam filmleri bir öyküyü anlatıkları zaman pek izleyesim gelmez. Özellikle de bu öykünün birinci bölümü olursa. Bilirsiniz ki bu bir gelişme bölümüdür ve olacaklara hazırlıktır. Bolca düğüm olacaktır ve hiçbiri bu bölümde çözülmeyecektir.
Bunu aşabilmiş çok az film vardır.
ilk başta bu serinin aslında çocuk filmi olduğunu bilerek izlemek gerek. Evet her yaştan insan bu filmleri izliyor. Ama medya böyle söylediği için izleniyor. Reklam çok büyük. izlendikten sonra da reklamlar nedeniyle hayal kırıklıkları söylenemiyor.

kitabı okuyanlar her zaman filmleri eksik bulurlar. sanırım izlerken en büyük kaygımız burada bu olmayacak, çünkü ülkemizde bu kitabın okuyucusunun pek olduğunu sanmıyorum.

okumayan için ikinci bölüm beklenesi bir hikaye okuyanlar ise şunlar olacak diye şimdiden biliyorlar. Allah'tan web den araştırıp kitapta neler yazdığını pratik bir şekilde öğrenebiliyoruz. bu şekilde zahmete girmeden öğrendiklerimizle filmle ilgilenenlere hava bile atabiliriz.

Film ilk 20 dakikalık karanlık çekimlerden sonra aydınlık sahnelere geçiyor. filmden beklediğiniz hareketilk yarım saatin sonunda geliyor. Aslında biliyorsunuz ki, siz bir action filmine gelmediniz ama yapılan sihirler görmek istiyorsunuz.
Bir takip sahnesi bile var. Sanırım kısa da olsa böyle bir film içinde sizi tatmin edecektir.

diğer devam filmlerinin düştüğü hataya düşmeden kendi başına da izlenebilir olmayı başarmış.
Yine de bu türü sevmeyenler için hiç bir şey vadetmiyor.

yer yer izlerken sıkıldım. ama 2 saatin üzerindeki bir filmde normal diyebiliriz.

nasıl mı? izlenebilir. fazla sıkılmayacaksınız.
sonunda çok da büyük bir düğüm yok sizi beklentiye sokacak. bölüm kendi içinde sonlanıyor.
büyük karşılaşmanın diğer bölümde olacağını zaten biliyorduk.






Kitap: